Erdoğan’ın İstanbul ve Ankara’yı kaybettiren hatası

Bir itirafla başlamak gerek. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazandığı onca kez tespit edilen ve sonunda mazbatasına kavuşarak belediyeye adım atan Ekrem İmamoğlu’nun seçileceğini pek kimse beklemiyordu. Çünkü İstanbul AKP’nin kalesiydi, çünkü İstanbul büyük rantın kapısıydı ve öyle kolay bırakılmazdı, çünkü İstanbul siyasal iktidar demekti, AKP’nin nefesi o kadar da tükenmemişti… Neden, bahane ne derseniz deyin; onlarca sayabilirsiniz bunlardan.

Ama sonuç olarak Ekrem İmamoğlu, sandıktan önde çıktı ve koltuğuna geç de olsa oturdu. Eşine AKP’li yıllarda hiç rastlanılmayan başarıya Ekrem İmamoğlu’nun büyük katkısını tartışacak değiliz. Görüyoruz ki ilmek ilmek örmüş İstanbul’u. Karış karış gezmiş sokakları, pazarları, caddeleri… Araştırmaya göre, Beylikdüzü Belediye Başkanı iken İstanbulluların yüzde 10’u tanıyormuş yalnızca onu. Böyle bir aday, nasıl olur da AKP’nin ‘kalemiz’ dediği bir mega kentte bu kadar kısa sürede gönülleri fetheder.

Hatırlarsanız, CHP’nin İstanbul’un ilçelerinde göstereceği adaylar parti içinde tartışma konusu olmuş ve adayların açıklanması oldukça uzun bir süreye yayılmıştı. AKP’nin ilçe adayları çıkıp sokaklarda bangır bangır çalışma yaparken CHP örgütlerinin gözü-kulağı Genel Merkez’den gelecek açıklamadaydı. Çünkü daha çalışmasını yapacakları adayın adı bile kesinleşmiş değildi. Bu durum Ekrem İmamoğlu’nun ilçe bazlı çalışma yapmasının önünü tıkarken, diğer yandan da kamuoyunda “CHP’den bu seçimde bir şey beklemeyin” algısı oluşturulmaya çalışılıyordu. Sonra… Sonrası, Ekrem İmamoğlu kazandı işte.

Ekrem İmamoğlu bu dezavantajların hepsini bir bir bertaraf etti. Örnek verecek olursak… Hayvan hakları için yoğun mücadele eden bir arkadaşım seçimden önce beni aradı ve “Yahu bu Ekrem İmamoğlu ne muhteşem adammış!” dedi. “Ne oldu ki” dememe kalmadan İmamoğlu’nun belediye imkanlarıyla Beylikdüzü’ne kazandırdığı hayvan rehabilitasyon merkezini anlatmaya başladı. Arkadaşım daha önce hiç Beylikdüzü’ne gitmemiş, dolayısıyla merkezi de görme imkanı yok. Ama okumuş, izlemiş, bölgede besleme yapan hayvansever arkadaşlarla konuşmuş vesaire… Hayvanseverlerin aklında ‘vahşet merkezi’ olarak canlanan barınaklardan tümüyle ayrı bir hayat merkezi burası, yıllardır aramızda konuşurduk “Keşke her ilçede bir tane olsa bu merkezden” diye. Ve daha önce CHP’ye hiç oy atmamış bu arkadaş “Belki İmamoğlu, İstanbul’un her yerine bu rehabilitasyon merkezlerinden yapar” umuduyla gitti oyunu İmamoğlu’na verdi. Bunun gibi onlarca bağlanma noktası yakaladım. CHP’yle bir ilgisi olmayıp İmamoğlu’yla gönüldaşlık kuran binlerce yurttaş vardı.

Buraya kadar herkesin kabulüdür sanırım. Ancak bir de madalyonun öteki yüzü var. 31 Mart yerel seçimleri, AKP’nin pardon Erdoğan’ın söylemleri ve vaatlerinin ilk defa halkta karşılık bulmadığı bir seçim olarak tarihe geçti. Gelen ekonomik krize karşı çaresizdiler, bu çaresizliklerini saklayamadılar. Bu bir. İkincisi her seçimi genel seçimmiş gibi oynamak AKP’nin klasikleşmiş hareketiydi. Bu hareket ilk kez 31 Mart’ta ters tepti. “Yahu belediye başkanı seçiyoruz ne zilleti, ne ihaneti” diyenler ortaya çıktı ve öyle 3-5 kişi de değildiler. Ülkede, ülkenin meclisinde siyaset yapan partileri vatana ihanetle suçladıkça zayıfladılar. Zayıfladıkça daha da saldırganlaştılar. Saldırganlaştıkça da daha çok açık verdiler, daha çok rezil oldular. İstanbul özelinde ise İmamoğlu, bu saldırılara yanıt vermemeyi seçti. Saldırılar üzerinden değil, saldırırken verilen açıklar üzerine kurdu hattını. Her vurduğu bu nedenle gol oldu.

***

Herkes Erdoğan’ın ne diyeceğini merakla bekliyordu. Nitekim dün Erdoğan da yenilgiyi kabul etti. Kapıdaki ekonomik kriz, krizi belki de mumla aratacak olan çöküş riski, daha bir ay önce resmi sosyal medya hesabından ‘ZİLLET İTTİFAKI’ diye paylaşım yapan Erdoğan’a dün “Ülkemizin bekasını ilgilendiren meselelerde, siyasi görüş ayrılıklarımızı bir tarafa koyarak, 82 milyon hep birlikte Türkiye İttifakı olarak hareket etmeliyiz” dedirtti.

“Bunlara İstanbul ve Ankara’da belediye kapısından içeri sokmayın” diyenler şimdi “Seçim tartışmalarını geride bırakarak, ekonomi ve güvenlik başta olmak üzere asıl gündemimize odaklanmamız şarttır” demek zorunda bırakıldı. İşte halkın şakası olmuyor… Yoğurdu istediğin kadar üfle, ne fayda!

Kirazlı konusunda neden alttan alınıyor?

Kazdağları-Kirazlı çevre katliamı konusunu “Neden Bu Kadar Vicdansızlar?” başlıklı yazımda ele almıştım. Konunun bu sefer bir başka ve önemli yönünü ele almaya çalışacağım: devletin...

Montessori yöntemiyle eğitim-2

Montesorrı yöntemine geçen hafta bir giriş yapmıştık. Bu hafta Montesorrı yöntemine göre bir sınıf nasıl düzenlenir?, Sınıf içi uygulamalar nelerdir? Bunlardan bahsedeceğiz. Çocuk okulda olduğu...

Neden bu kadar vicdansızlar?

Son zamanlarda her gün devlet eliyle yürütülen yeni bir doğa katliamı haberini duyuyoruz. * Dünyanın sayılı güzelliklerinden Burdur’un Salda Gölü'ne 'millet bahçesi tesisleri' yapma kararı, *...

Ahlak toplumun temelidir

Çocuk eğitimi, ailede başlar, okul ve çevresiyle birlikte hayat boyu devam eder. Çocuğa ahlaki davranışların kazandırılması eğitimin önemli bir parçasıdır. Ahlak, bizim dini değerlerimizin...

Sol ve sokak

Türkiye'de 1950 li yıllarda çok ciddi bir sol örgütlenme vardı. 1960 lı yıllarda sol örgütlenme sokağa indi. DİSK bugün dahi yapamadığı kadar büyük katılımlarla...