Eğitimde çöküş

Yazımın başlığını Destek yayınlarından bu günlerde çıkanEğitimde Çöküş – İnanç Eksenli Eğitim ve Sonuçları” kitabımın adından aldım. Eğitim nasıl “çökertildi”, yeni öğretim yılına girdiğimiz günlerde bu uzun mevzunun küçük bir bölümünü burada tartışmak istiyorum.

2019-2020 eğitim-öğretim yılı başlarken okula gidecek çocukları olan ailelerde tatlı bir telaş ve heyecan diğer kaygıların önüne geçmiş görünüyor. Ancak ailelerin tek hissettiği keşke bu “tatlı telaş” olsaydı. Okul çağında çocuğu olan tüm ailelerin eğitim sistemimize ilişkin ciddi ve haklı endişeleri var.

İktidar eliyle ayrıştırılmış ve kamplara ayrılmış ülkemizdeki tüm toplumsal-siyasal kesimlerin kanaatlerinin birleştikleri nadir konulardan belki de ilk sırada geleni, ülkede eğitim sisteminin oldukça kalitesiz ve hatta dökülüyor olduğunun kabulüdür.

BU KONUDA TOPLUMSAL KANAAT AYRIŞMASI YOK

Bu ülkede yaşanan birçok farklı sorun, bu sorunların muhatabı olan kişilere ve sosyal kesimlere göre farklı derecelerde hissedilebilir. İktidarın çeşitli ekonomik ve sosyal politikaları konusunda herkes farklı şeyler düşünebiliyor ki bu da doğaldır.

Örneğin hukukun ve demokrasinin yokluğu, hayatlarında bu kavramlara önem veren kişi ve kesimlerde sorun olarak öne çıkarken, bunların yoksunluğunu hissetmeyenler için böyle bir sorun da yoktur.

Yine örneğin, İstanbul’dan İzmir’e yeni yapılan otoyoldan gidip gelmek için toplam 512 TL’lik otoyol ücretini ödemeye ekonomik gelir seviyesi uygun olmayanlar, iktidarın bu uygulamalarını eleştirebilirler. Ama parası çok olanlar için bu fahiş otoyol ücreti hiç önemli olmayabilir, “adamlar çalsa da yapıyor kardeşim” diyebilirler. Hatta şarkıcı Demet Akalın bu otoyolu kullandıktan sonra sosyal medyada övgü dolu sözlerle iktidarı takdir eder, Cumhurbaşkanı Erdoğan da ünlü şarkıcıyı arar ve teşekkür eder.

Farklı ekonomik ve sosyal yaşam pratiklerine sahip olup farklı partilere oy veren toplumsal kesimlerin hepsini eğitim sisteminden yaka silker duruma getiren sebepler nelerdir? Ülkemizdeki eğitimde “sistem” değil “sistemsizliğin” hâkim olduğu konusunda tüm kesimlerin neden aynı kanaatte birleştikleri sorusunun yanıtı da aslında çok açık; çünkü ülkedeki zenginler ve yoksullar, dindarlar ve sekülerler bu gerçeği yıllardır yaşayarak görüyorlar, “eğitimde çöküşü” çocukları üzerinden bizzat deneyimliyorlar.

Parası çok olanların çocukları da özel okullarda aynı niteliksiz müfredat çerçevesinde eğitim alıyor ve aynı merkezi sınavlara giriyorlar. Önceleri de eğitim sistemimiz başarılarıyla anılmazdı, ancak zaten sorunlu olan milli eğitimimiz 4+4+4 sistemi ile bambaşka bir yere, “inanç eksenli piyasacı eğitim” boyutuna taşındı.

İNANÇ EKSENLİ EĞİTİME BAŞLAMA YAŞI DÜŞÜRÜLDÜ

Mart 2012’de getirilen 4+4+4 eğitim sistemi ile 60 ayını (5 yaşını) doldurmuş çocukların ilköğretime başlatılması zorunluluğu getirildi. Bu yaşta çocuğunu okula göndermek istemeyen aileler Devlet hastanelerinden çocuk psikiyatristi ve nörolog uzman doktorlardan rapor alarak bir yıl sona okula başlatabilecekti.

Aileler bu raporu almak isteseler de, çocuklarının akranlarından geride olduğunun kabulü anlamına gelebileceği (ve çocuğun sağlık dosyasına kaydedileceği) için bir ikilem yaşanıyordu. O dönemde Türk Tabipleri Birliği (TTB), 4+4+4 yasası kapsamında 66-72 aylık çocuklarını okula göndermek zorunda olan aileleri, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) belirlediği para cezasını göze alarak, okula göndermemeye çağırdı.

Sistem her şeye rağmen alelacele uygulandı, ama yürümediği görüldü. Haziran 2019’da yapılan yasal değişiklikle, eylül ayında 69 ayını doldurmuş çocukların okula kaydı yapılacak artık.

Parmak kadar çocukların bu kadar erken yaşta ilköğretime başlatılması dayatmasının ve 8 yıllık zorunlu eğitimden 4+4+4 sistemine geçilmesinin tek sebebi vardı; çocuğun olabilecek en erken yaşta dini eğitime başlatılması. Bu objektif tespiti açmadan önce, konunun bilimsel yönüne kısaca değinmek yararlı olacaktır.

PİAGET’NİN “BİLİŞSEL GELİŞİM KURAMI”

Bilişsel gelişim alanında ilk akla gelen ve bilim çevrelerinde saygın kuramcı Jean Piaget’nin “bilişsel gelişim kuramı” çocuklarda zihinsel gelişimi şu şekilde açıklıyor;

  • Duyusal-Motor Dönem, 0-2 yaş,
  • İşlem Öncesi Dönem, 2-7 yaş,
  • Somut İşlemler Dönemi, 7-11 yaş,
  • Soyut İşlemler Dönemi, 11 ve yukarı yaş.

Piaget bu kuramında, çocukların zihinsel süreç gelişim basamaklarının bütün kültürlerde benzer bir sıra ile geliştiğini, zihinsel gelişim basamaklarından herhangi birinin atlanamayacağını ya da geri dönüşünün olamayacağını açıklıyor. Bu zihinsel evreler arasında niteliksel farklılıklar bulunduğunu ve her evrenin bir önceki evrenin kazanımlarını içerdiğini söylüyor. Yani, 7 yaşına kadar çocukların zihinlerinin herhangi bir işlemi kavraması ve öğrenmesi için erken olduğunu, 7 yaşından sonra ise ancak somut işlemleri kavrayabileceğini açıklıyor Piaget. Din ve inanç gibi soyut kavramları ise ancak 11 yaşından sonra kavrayabilecek zihinsel yeterliğe ulaşabileceğini ortaya koyuyor.

ÇOCUK ZİHİNLERİNE DİNİ FORMAT

Mevcut eğitim sistemi, henüz soyut kavramları değerlendirebilecek, bunlarla ilgili akla dayalı soru sorabilecek zihinsel beceriye sahip olmayan çocuğun zihnine önce “değerler eğitimi”, sonra “din eğitimi” adı altında bir “format” çekiyor.

Sisteme emanet edilmiş çocuğun yapabileceği hiçbir şey yok. Kutsal inanç değerleri olarak sunulan bu kavramları olduğu gibi alıp kabullenmek ve sonraki yaşamında elde edeceği tüm zihinsel ve kültürel birikimlerinin alt yapısını bunlara göre oluşturmaya mecbur ve mahkûm bırakılıyor öğrenci. Küçücük bebelerin akşam eve döndüğünde “anne bir an önce ölmem lazım, cennete gidecekmişiz” dediği, aileleri dehşete düşüren vakalar işte bu yüzden yaşanmaktadır.

Çocuk beyinlerine arzulanan “formatın çekilmesi” için çok erken davranılması gerektiğini sistemi dayatanlar da gayet iyi biliyorlar kuşkusuz. Yeni sistemde okula erken başlama ve ilkokulun 5 yıldan 4 yıla indirilmesinin temel sebebi şimdi daha iyi anlaşılıyor sanırım.

Yeni sistemle imam hatiplerin orta bölümlerinin (İHO) açılması ve İHO’lara çocukların 10 yaşında gönderilebilmesi sağlandı. 6 yaşından gün alınca ilkokula başlayan çocuk 10 yaşında İHO’lara veya düz ortaokula geçiyor ve daha önce “değerler eğitimi” kılıfıyla verilen din eğitimi artık resmi olarak başlatılabiliyor.

Sözde seçmeli (fiilen zorunlu ve sorunlu) dini derslerin yanında, adı “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” olan dersin (Anayasa’ya aykırı olarak) doğrudan suni İslam eğitimi olarak uygulanması konusuna ise burada giremeyeceğim, bir başka yazının konusu olsun.

Yukarıda adını andığımız ve iktidarın tüm uygulamalarına destek veren ve şarkıcı Demet Akalın’ın bildiğimiz kadarı ile 2014 doğumlu, yani 5 yaşında (Allah bağışlasın) bir kız çocuğu var. Kendisine “ülkemizdeki eğitim sisteminden memnun musunuz ve çocuğunuzu seneye gönül rahatlığı ile bu eğitim sistemine emanet edebilir misiniz?” diye sorulsa, “tabi ki çok memnunum, çocuğumu bu eğitim sistemine içim rahat emanet ederim!” diye yanıt verebileceğini düşünebiliyor musunuz?

Eğitimde çöküş

Yazımın başlığını Destek yayınlarından bu günlerde çıkan“Eğitimde Çöküş – İnanç Eksenli Eğitim ve Sonuçları” kitabımın adından aldım. Eğitim nasıl “çökertildi”, yeni öğretim yılına girdiğimiz...

Adli yıl açılışı: Adaletin teslimi

Mevzuata göre adli yıl; her yıl 01 Eylül'den 20 Temmuz'a kadar olan süredir. Adli yıl açılışı Yargıtay Kanununun “Her adli yıl, Ankara'da Yargıtay 1....

Vakıf-Cemaat ve devlet işbirlikleri

İktidarda beşinci dönemini yaşayan AKP hükümetleri, kendilerine taban desteği sağlayan vakıf, dernek ve cemaatlerle “karşılıklı beslenme” esasına dayanan ilişkisini gün geçtikçe perçinledi. Yerel yönetimler...

Bi’ bitmediler

Kripto FETÖ'cüler, Atatürkçülere FETÖ'cü iftirası atmaktan bıkmıyorlar, usanmıyorlar üstelik utanmıyorlar...

Aydın ve Aydınlıların düşmanları

En zeki, akıllı, uyanık, Ateş gibi insanlar çoğunlukla Aydın’dan çıkardı. Hoş hala da öyle… Ondandı, ÖSYM birincilerinin de Aydın’dan olması… Bunun yanında az da olsa, Aydın’da...