Kapitalizm ‘kendi kuyruğunu yiyen yılan’a benzer biraz. Ama kuyruğunu yerken, bir şekilde krizden en azından bir süreliğine çıkmayı başarır. Sistemin hala ayakta olmasının sebebi işte biraz da budur. Bunun için insan canı, ahlaki değerler, doğa hep harcanacak bir muhasebe girdisidir, başka bir anlamı yoktur.

Bu acımasız sistem, sürdürülebilirliğini sağlamak için ‘küreselleşme’yi keşfetmişti, yüzbinlerce insanın ölümü pahasına ticari sınırları yok etmeyi göze alarak, ve bunu silah zoruyla da olsa hayata geçirdi. Ancak, küreselleşme daha 20 yılını doldurmadan, yapısal sorular su yüzüne çıkmaya başladı. Dünya ekonomisi cidden büyüyordu, ama tıpkı büyüme gibi krizler de ‘sınırsız’ bir hal alıyordu. Artık krizlerle kapitalizmin dönüşme süreci, Kondratieff dalgalarının aralıklarını sürekli sıkılaştırır oldu; şimdilerde beş yıllık aralarla krizler çıkıyor, ve etkilerinden çıkış süreci de çok daha uzun oluyor.

Günü kurtarma arayışları

Bu süreç böyle gidecek, ta ki hidrokarbon temelli enerji, finans eksenli ve türev araçlara dayalı bir sistemden başka bir sisteme geçene kadar. Bu noktada, ulusal para birimlerinden tutun, siyaset sistemlerine kadar büyük bir dönüşüm olmadan, bu süreçten kurtulmak mümkün değil. Ekonomi küresel, peki ulusal para birimleri ve ulusal sınırlar da neyin nesi?..

İşte bu sebeple, merkez bankalarının ve ekonomi yönetimlerinin alacağı önlemler hep palyatif kalmaya mahkum. Her palyatif önlemin de bir sonraki krizi daha da ağırlaştıracağını söylemeye bile gerek yok.

İşte size adı bile saçma bir palyatif önlem; ‘helikopter para’ (helicopter money)!


Para saçarak olur mu?

‘Helikopter para’, 50 yıllık bir konu. Mucidi, monetarist iktisat ekolünün, Chicago Okulu’nun ağababası Milton Friedman, tilmizi 2011 krizini tüm dünyanın sırtına yükleyen Ben Bernanke...

Friedman’ın “Gökten dolarlar yağsa" benzetmesine gönderme yaparak ‘helikopter para’ kavramını gündeme taşıyan Bernanke, ekonomiyi ve enflasyonu canlandırmak amacıyla, böyle bir metot uygulanabileceğini söylemişti. Sonra da tüm dünya dolara boğulmuştu! ABD son birkaç yıldır o dolarları toplamakla uğraşıyor, dünya ekonomisi yalpalayıp duruyor. Tüm riskleri bilinmesine karşın, şimdi ‘helikopter para’ yine gündemde... Çünkü bu yapısal krizden çıkış yok.
 

Tek atımlık barut

Nedir peki bu yeni can simidi olarak tekrar masaya getirilen ‘helikopter para’? Kabaca şöyle özetleyelim: Bir merkez bankası enflasyonu ve potansiyelinin altında işleyen bir ekonominin faaliyetlerini artırmak istiyorsa, bu durumdaki en etkili araç basitçe herkese doğrudan para transferi yapmaktır. Teoride, insanlar bu yöntemi dolaşımdaki para miktarının tek seferlik artırılması şeklinde görebilir ve ekonomik aktiviteyi artırarak ve enflasyonu merkez bankalarının hedeflediği seviyeye geri getirmeye zorlayarak özgürce daha fazla harcama yapmaya başlayabilirler.

Yani piyasayı para akıtalım, millet o parayla alışveriş yapsın, böylece üretim artsın! Kabaca bu işte... Hani kaç kere denenmiş ve sonunda hep hüsran getirmiş bir uygulama... John Maynard Keynes devrinde belki bir karşılığı vardı ama o zaman ulusal üretim temelli bir büyüme ve ulusal pazarlar vardı, bugün öyle mi ya?

Japonya’nın bitmeyen derdi

Bu yöntem uzun yıllar deflasyonist baskı altında kalan Japon ekonomisinde bir çıkış yolu olarak denendi. Japonya dâhil birçok enflasyon yaratamayan ekonomide, negatif faizi dahi deneyen politikaların işe yaramadığı tespitinden yola çıkarak, yeni arayışlar işte bu helikopter paranın cilalanarak gündeme gelmesinin sebebi. Zira negatif faiz uygulaması, durgunluğa pek deva olamıyor.

Japonya 1990 ile 2010 arasındaki 20 yıllık dönemde ortalama büyümenin

yüzde +1 ve ortalama enflasyonun yüzde +0.3 olduğu bir düşük

enflasyon süreci yaşadı. Dışa açılım sürecinin ardından, 1980’lerde

ekonomisinin aşırı ısınmasıyla birlikte, Japonya 1990’ların başlarında ilk

iflas dalgasını yaşadı. Düşük kârlılık düzeyi, yüksek borç düzeyi ve aşırı

kapasite sorunları yaşayan Japon şirketlerinin çoğu, hızla yükselen

enflasyon ve bunu takip eden deflasyon sürecinden etkilenen bankaların

kredilendirme koşullarını sıkılaştırmalarıyla sıkıntıya düşmüştü. KDV

oranlarındaki artış sayesinde fiyatların tekrar yükselmeye başladığı 1997

yılındaki hafif bir soluklanmanın ardından, 2010 yılına kadar sürecek

düşük enflasyon süreci tekrar başlamış ve 2001 yılında bankalarda

yaşanan yeniden yapılandırma sürecinin tetiklemesiyle iflaslar zirveye

ulaşmıştı.

Şimdi ise işler çok daha zor, zira sadece Asya-Pasifik’te bile çok güçlü

rakipleri var Japonya’nın... Sadece Çin değil, Güney Kore, Vietnam,

Endonezya gibi... İhracat temelli bir ekonomi olduğundan, iç pazarda

talep ise arzı karşılayacak gibi değil. Hele bir de talep doygunluğunu,

geleneksel yüksek tasarruf eğilimini ve yaşlanan nüfusu dikkate alırsanız.

İşte bu yüzden negatif faiz derde derman olamadı. Ve işte bu yüzden yine

helikopter para da derman olamaz.

Yapısal sorunlar çözülemezse

Bu uzun süreli fiyat durgunluğunun arkasında bazı yapısal faktörler de bulunuyordu. İlk olarak, bankacılık sisteminin konsolidasyonu uzun süre ertelenmişti. İkinci olarak, Japonya Merkez Bankası’nın ‘sıfır faiz oranı’ politikası işe yaramamış ve çok fazla miktardaki para arzı reel ekonomi üzerinde olumlu bir etki yaratmamıştı. Son olarak, söz konusu dönemde, Japon ekonomisinin reel büyüme oranı, potansiyel büyüme oranının altında kaldığı için kullanılmayan üretim kapasitesi fiyatları aşağı çekmişti. Japonya bugün de benzer bir sıkıntı içine girmekle yüz yüze... Hedef enflasyonu yüzde 2’ye çıkartmak, ancak çekirdek enflasyon yüzde 0.6’larda dolaşıyor.

Haliyle bu durumda da, ekonomi politikalarında çeşitli arayışlar devam ediyor. Bu kapsamda, kıpırdamayan dev ekonomi maliye politikasından büyük medet umarken, borç harç sahibi Japonya için helikopter paranın hem yerinde hem de son çare olduğunu düşünenler çıkabiliyor. Bununla birlikte, şimdilik Tokyo’nun gündeminde böyle bir şey yok.

Herkesin sorunu olabilir

Japonya’nın sorunu aslına bakarsanız, geçmiş dönemde Fransa’nın da sorunu olmuştu. Bir bakıma, bu artık küresel ekonominin de sorunu, çünkü göstergeler arasındaki korelasyonlar, klasik ekonominin kitabına hiç mi hiç uymuyor artık. Öyle piyasaya para saçarsan, yatırım olur, işsizlik azalır, enflasyon da olur ama durgunluk biter tezleriyle yürümüyor işler. Zira ortada, eskisi gibi arz-talep dengesi falan kalmış değil, arz fazlası var ama satın alabilecek tüketici sayısı sınırlı, finans sektörü bugünü değil, 40 yıl sonrasını şimdiden tüketmiş durumda, türev piyasalar sayesinde!


Dertler saymakla bitmiyor

Bitmedi... Artan belirsizlikler, ticaret savaşları ve siyasi gerilimler başta olmak üzere çeşitli sebeplerden dolayı ekonomik aktivite, küresel düzeyde düşüş eğilimini sürdürüyor. Analistler, merkez bankalarının para politikası araçlarını radikal biçimde kullanarak hakim trendi değiştirmeye çalıştığını ancak mali politikaların desteği olmadan bu çabaların ‘boşuna’ olduğunu vurguluyor. Boşuna da... Zira sistem ‘error’ veriyor!
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.