Devlet Bahçeli’ye açık mektup

0
6307

Sayın Bahçeli!

Bugüne kadar bir açıklama yapmadığınızdan şahsınıza sorulacak çok soru ve söylenilecek çok şey var ama burada sadece birkaç hususa değineceğim.

Birincisi ve kanaatimce en önemlisi Türk siyaset tarihinde eşi görülmemiş dönüşünüzdür. Öncesine ilişkin dönemde Akp’ye muhalefet ve yaklaşımınız konusunda kendi birkaç cümlenizi örnek vermek isterim.

“… Bu kadarı da fazla dediğimiz ne varsa AKP tarafından tedavüle sokulmuştur. Allah’la aldatan müşrikler adeta kudurmuşlardır. Terör lobisi, kan lobisi, rant lobisi, Rum lobisi, Barzani, PKK, IŞİD, HDP, Türk düşmanları, Mehmetçik katilleri, komplocular, çözümcüler, açılımcılar, kötü adamlar AKP’nin yanındadır.

Hazine, 17-25 damgalı rüşvetçilerin elinde talan edilmektedir. Erdoğan ve Davutoğlu güvenceli yolsuzluk çeteleri milletin kesesini boşaltmaktadır.

Hırsızlar; hırsızlıkla mücadele edenleri kovalamakta, gözaltına almakta, hapse tıkmaktadır.

İranlı şarlatan kara parayla sefa sürerken; adalet yerlerde, hukuk diplerdedir. Millete küfreden havuzcular, ihalelerden yüzde alan, rüşvete kulluk eden eski bakanlar el üstündedir.

Bir trilyonu üç beş kuruş gören haramzadeler, 3.3 milyar liraya çerez parası diyen hadsizler zevkten dört köşeyken; dürüstlük suçlanmaktadır. Erdoğan’ın kirli çamaşırlarını bilenler, gizli ve hain ilişkilerine tanık olanlar susturulmakta cezalandırılmaktadır …”

Bu ifadeler 04.06.2015 tarihli Adana Mitingine ait olup, daha fazlası internet arşivinde ve partinizin sayfasındaki konuşmalar bölümünde halen yer almaktadır.

Parti üyeleri mensubu olduğu partinin politikalarına ve ilkelerine uymak zorunda olduğu gibi parti yöneticileri de politika ve tutum değişikliklerini partililerine açıklamak zorundadır. Buna karşın bu muhteşem dönüşünüzün sebebi hikmeti konusunda halen kamuoyuna ve partililerinize bir açıklama yapmış değilsiniz.

İkincisi partilerin anayasası hükmünde olan parti tüzüğünüzün “temel değer ve ilkeler” maddesinde “Milliyetçi Hareket Partisi, hukukun üstünlüğünü esas alan, çok partili, demokratik ve hür parlamenter rejim içinde siyasi faaliyetlerin yürütülmesi gereğine, parlamenter demokrasilerde egemenliğin yegane sahibinin millet olduğuna, siyasi iktidarların meşrutiyetinin milli iradeye dayandığına, milli iradenin tecelli ettiği yegane mercinin ise Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğuna inanır” denilmektedir.

Geçmişte “… Recep Tayyip Erdoğan, aslında Türk tipi değil “Tayyip tipi” başkanlık hayalleri kurmaktadır. Beştepe’nin Başkanlık sisteminin faziletleri konusunda söylediklerinin tümü yalandır ve aldatmacadır. Recep Tayyip Erdoğan tipi Başkanlık sistemi; Türkiye’nin bölünmesinin reçetesidir. Demokrasinin idam fermanıdır. Tek adam diktatörlüğünün beratıdır. Hırsızlık ve yolsuzluk ruhsatıdır. Beştepe’nin ve peşinde sürüklenen AKP’nin “yeni Türkiye’den anladıkları ve murad ettikleri budur…” şeklinde şiddetle karşı çıktığınız “Tayyip tipi” başkanlık sisteminin bugün banisi ve hamisi oldunuz.

Üçüncüsü siyasi partilerin öncelikli amacı iktidar olmaktır. Bu maksatla politikalar üretir, iktidarı takip eder, denetler, eleştirir ve halkın teveccühünü kazanmaya çalışırlar. Nitekim şahsınızın; “2009 yılındayız. 2009’un sıfırlarının üzerine çarpı koyun, atın. Ne kalır, 2 ile 9. 2 ile 9’u toplayın 11 eder. Şimdi de 29’la 11’i toplayın, 40 eder. Bunlar tesadüf olamaz…” şeklindeki muhteşem iktidar formülü hala hafızalardadır. Böyle bir amacı olmayan ve iş olsun diye kurulan partiler literatürde “tabela partisi” olarak adlandırılır. Gelinen noktada şahsınız neredeyse iktidar partisinin sözcülüğünü üstlenmiş durumdadır. Konu ve olay ayrımı gütmeden iktidardan çok iktidarcı bir tutum içerisine girmiş durumdadır.

Dördüncüsü parti tüzüğünüzde “…Temel insan hak ve hürriyetlerini geliştirmek, hukukun üstünlüğünü hâkim kılmak, demokratik standartları yükseltmek; Hürriyet, adalet, hakkaniyet ve fırsat eşitliğini esas alan, milli, insani ve ahlaki değerlerin ön plana çıktığı siyasi ve toplumsal düzen ile kültürel iklimi tesis etmek; Kardeşlik hukukunu ve dayanışma kültürünü geliştirmek, milli birlik ve bütünlüğü tesis etmek…” partinizin amaçları arasında sayılmıştır.

Oysa 15 Temmuzdaki darbe teşebbüsü başarısız olmasına karşın 20 Temmuzda ilan edilen ve iki yıl devam eden OHAL sürecinde iktidar tarafından çıkarılan ve destek verdiğiniz KHK’lar ve diğer uygulamalarla; temel hak ve hürriyetler askıya alınmış, hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukuku devreye sokulmuş, demokratik kazanımlar yerle bir edilmiş, toplum karpuz gibi ikiye bölünmüş, insani ve ahlaki değerler ayaklar altına alınmış, liyakat sonlandırılmış ve adalet iktidarın oyuncağı haline getirilmiştir.

***

Konuyu bir kaç örnekle somutlaştırmak gerekirse; hiçbir suç ve şiddet eylemine karışmamış, şehit abisi ve asker olan bu satırların yazarının da aralarında olduğu, yüzbinlerce kamu görevlisi sorgusuz sualsiz terörist ilan edilmiş, hayatında değil silah kullanmak ekmek bıçağından başka bıçak kullanmamış ev kadınları, teyzeler, nineler, dedeler silahlı terör örgütü üyesi olmakla suçlanmış; askeri öğrencilerden darbeci yaratılmış; sorumlular terfi ederken masumlara büyük bedeller ödettirilmiş; lanet olası darbecilerden önce hakim ve savcılar anayasal ve yasal güvencelerine rağmen göz altına alınmış, tutuklanmış; yıllar önce emekli olmuş hatta ölmüş insanlar hakkında dahi işlem yapılmış; bir bankada hesabı olmak, okulda öğretmenlik yapmak, okula öğrenci göndermek, derneğe üye olmak, sendika üyesi olmak, gazete okumak gibi yasal ve rutin faaliyetler terör suçu olarak addedilmiş ve binlerce “başörtülü bacım,” hem de yüzlercesi bebekleriyle, cezaevinde hücrelere atılmıştır. Bu süreçte yapılan haksızlıklara en küçük bir tepkiniz olmadığı gibi şahsımın yapmış olduğu görüşme talebi de tarafınızdan kabul edilmemiştir. Oysa bir muhalefete liderinin ülkede olan bitene bu şekilde duyarsız olması ve seyirci kalması kabul edilemez.

***

Bu özet açıklamalardan sonra cevabını beklediğimiz ve merak ettiğimiz sorulara geçelim:

Tarihte eşi görüşmemiş muhteşem dönüşünüzün sebebi nedir? Düne kadar “kara” olanlar ne olmuş da bir anda “ak” olmuştur?

Parti tüzüğünüz halen parlamenter rejimi esas almasına karşın ne oldu da bir zamanlar lanet okuduğunuz, Türkiye Büyük Millet Meclisini  ve millet iradesini devre dışı bırakan, her şeyi bir kişinin iradesine ve aklına bağlayan “Tayyip tipi” başkanlık modelinin müptelası oldunuz?

Bu ülke terörün en yoğun olduğu 90’ları ve iktidarın neden olduğu şehir/hendek savaşlarını atlatmışken her şeye kılıf olarak kullandığınız beka meselesi nereden çıkmıştır? Nedir bu beka meselesi? Terörist başı Öcalan’ın mektubunu savunmak nasıl bir beka meselesidir?

Madem iktidar olmak gibi bir amacınız yoktur o halde parti olarak devam etmenizin sebebi nedir? Akp ile olan birlikteliğinizden çıkarınız nedir? Şahsi midir yoksa kurumsal mıdır?

İktidarın, “davamız”, “Yeni Türkiye” ve “2023 hedefleri” konularında bilginiz var mıdır? İktidarın hedefinin laik ve demokratik Atatürk Cumhuriyetini 100. yılında tarihe gömerek dine ve zümre egemenliğine dayalı Ortadoğu tipi otokratik kendi devletini kurma amacında olduğunu görmüyor musunuz?

Birilerini paralel devlet kurmakla suçlayanların devleti ele geçirdiğini ve parti devleti yaptığını görmek için daha ne olması gerekiyor? Devlet dairelerinde parti başkanının fotoğrafının devletin kurucusu Atatürk’ün fotoğrafının yanına asılması dahi size bir şey anlatmıyor mu?

Parti tüzüğünüz; hukukla sorunlu, milletin ortak değerleriyle kavgalı, Cumhuriyetin temel nitelikleriyle çatışan, gerginlikten beslenen siyaset anlayışlarını reddeder demesine karşın bunların hepsinin aksine politika uygulayan bir partiyle ne oldu da can ciğer kuzu sarması oldunuz?

***

Elbette mektubuma cevap vermenizi beklemiyorum ama birincisi hala düşünme yetiniz varsa belki düşünürsünüz diye ikincisi ise sizden tamamen ayrı tuttuğum partililerinizin dikkatini çekmek maksadıyla yazıyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here