Amerika (ve gelişmiş diğer bir çok ülke), Çin’i bir rakipten ziyade bir tehdit olarak görmekte. Bu sebeple başkan Trump’ın Çin’e özellikle dış ticaret ve Kuzey Kore meselesine karşı sert bir duruş sergilemekte ve bunu devam ettirmesi bekleniyor. Mevcut Amerikan yönetimi Çin’in Rusya gibi uluslararası düzeni tehdit ettiğini iddia etmekte. Öte yandan Amerikan tarihinde ilk defa böyle belirgin bir şekilde Amerikan ulusal güvenlik stratejilerinin ticari ve ekonomik meselelerini de kapsadığı yorumları da yapılıyor.

Bir çok eleştirmen Çin’i bir rakip ve iktisadi saldırganlıkla itham etmenin Çin’i de mukabeleye zorlayacağı ve bunun da bir tür ticaret savaşına sebep olabileceğini düşünmekte. Ne var ki Çin, küresel kapitalist sistemin temel öğelerine bu öğelerin yaratıcılarından daha çok sahip çıkar oldu. Çin’in resmi makamları sık sık uluslararası ticari faaliyetleri artırılması gerektiğini dile getiriyor. Çin’in böyle bir mücadeleye girişmesi beklenmemeli. Öte yandan böyle bir durumun hem iki ülkeye hem de küresel ekonomiye büyük zarara yol açacağı tahmin edilebilir. Fakat görülen o ki Amerika’nın sebep olduğu bu ticari boşluğu batı Avrupa’nın iştahlı ekonomileri dolduracak. Son zamanlarda Avrupa’da Çin’den hayranlık düzeyinde çok bahsedilmesinin (Avrupa’nın değerlerine uymayan siyasi problemleri göz ardı edilerek) sebebi bu. Hem Çin’in alışmış olduğu yüksek büyüme oranları hem de son zamanlardaki duraklamasıyla birlikte hala reform faaliyetlerine devam ediyor oluşu yeni yatırımlara ve ticari faaliyetlere ihtiyacı olduğunu gösteriyor.

Her ne kadar uzun bir süreç boyunca Çin küresel ekonomik sisteme fazlasıyla entegre olsa da, Çin’in kapalı ekonomisi kimi ürünlerin ülkeye sokulması meselesinde hala problemlere neden olmakta. Bu nedenle de dünya ticaret örgütünün esaslarına uymadığı konusunda uluslararası bir eleştiriye maruz kalmakta. Bu sebeple de iç meseleleri konusunda çok sık tenkitlere maruz kalması bir yana, dışardan da ciddi bir siyasi baskı ve finansal-ekonomik tehdit altında olduğunu söylemek yanlış olmaz. Çin tarafından ise Amerikanın sert ithamlarına yönelik olarak, Amerikanın uluslararası düzeni ve serbest ticareti sabotaj ve tehdit ettiğini ileri süren yorumlar yapılmakta.

Çin’le başa çıkmak konusunda bir görüş de şu : Çin ekonomisi çevresindeki sistematik araçları kullanarak ona biçim vermek ve teşviklerini de ona göre yeniden biçimlendirmek. Nitekim bu kadar organize bir toplum için böyle bir stratejiyi düşünmek kurgunun ötesine geçemeyecek gibi. Kuzey Kore meselesinde de Amerikan yönetiminin Kuzey Kore’yi finanse eden büyük Çin bankalarına yaptırım uygulamak gibi bir fikir de var. Ancak böyle bir kararın ne kadar büyük bir risk yaratabileceği ise belirsiz.

Çin’in ekonomik yükselişi dünyada sosyal, politik ve ekonomik işleyişte büyük değişimlere yol açmakta. Batı bu değişimin çoktan farkında ve hem bu değişimi anlamaya hem de ne doğrultuda ilerleyeceğini, nasıl etkileri olacağını kestirmeye çalışıyor. Komünist bir ideolojiden evrilip büyüyen devleşen Çin, tehdit unsuru olarak görüldüğü bir çok ülkeye karşı yumuşak bir diplomasi yürütmesi gerek ve doğrusu bunu başarıyor da. En nihayetinde ekonomik yayılmacılığı bu kadar şiddetli olan bir ülkenin siyasi ve hatta askeri yaptırım gücü de yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Dolayısıyla özellikle batı’nın bu gerçeği göz önünde bulundurup geleneksel kibirli, dayatmacı ideolojik yaklaşımını tekrar göz önünden geçirmesi gerekir. Çünkü artık dünyada Batı’nın politik-ekonomik modellerinin ötesinde alternatif modeller belirmeye başladı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.