Depreme karşı çocuklarımızı eğitmekle başlamalıyız

Deprem geçtiğimiz günlerde yine kendini bize hatırlattı. Oysaki hepimiz İstanbul’da çok büyük bir deprem olacağını biliyoruz. Yıllardır söylenen bu konuyu unutmuş gibiydik. Bugünlerde herkes deprem esnasında ne yapabileceğimizi konuşuyor. 1999 depreminden sonra İstanbul’da toplanma alanları belirlenmişti. Oysaki bugün belirlenen o toplanma alanlarına baktığımızda yerlerinde alışveriş merkezleri ya da rezidanslar yükseldiğini görüyoruz.

Hayatımız gerçekten bu kadar ucuz mu?

Depremin geçmişine şöyle bir baktığımızda; 1509 İstanbul depremi kayıtlarda “küçük kıyamet” olarak geçmektedir. Mayıs 526 Antakya depreminden 2011 Van depremine, ülke topraklarımız defalarca depreme maruz kalmış; 1903 yılından günümüze meydana gelen 26 büyük depremde yaklaşık 100 bin insanımız hayatını kaybetmiştir.

Bunları bilmemize rağmen, ülkemizde yapılaşma ve kentleşme deprem gerçeğiyle uyumlu mudur? Bizler depreme ne kadar hazırız?

Bir doğa olayı olan depremin doğal afet halinde yaşanmamasının önüne geçebilmenin yolu depreme göre yaşamaktır. Tıpkı Japonya olduğu gibi. Oysaki, Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu gerçeğini görmezden geldiği ne kadar açıksa, sağlıklı yapılaşmanın ve kentleşmenin sağlanamadığı da aynı oranda gerçektir.

Şu gerçekler asla unutulmamalıdır. Türkiye bir deprem ülkesidir. Ülkemiz, dünyanın önemli deprem kuşakları üzerindedir. Ülke topraklarının yüzde 66’sı 1. ve 2. derecede deprem bölgesinde yer almakta, nüfusu bir milyonun üzerindeki 11 büyük kent, ülke nüfusunun ise yüzde 70’i ve büyük sanayi tesislerinin yüzde 75’i deprem tehlikesi altında bulunmaktadır.

Peki, bizler neler yapabiliriz?

Bir öğretmen olarak öncelikle çocuklarımızı depreme hazırlamalıyız. Okullarda yapılan tatbikatlarda ve anlatımlarda olabildiği gibi öğrendiğimiz bazı tedbirleri çocuklara aktararak da deprem öncesi ve deprem sonrasında yapabileceklerini basit bir dille onlara anlatmalıyız.

Çocuğu depreme hazırlamak için,  depremin ne olduğunu ve neden gerçekleştiğini onu korkutmadan, yumuşak bir dille anlatmak öncelikli işimiz olmalı. Anlattıklarımızın sadece öğretimde kalmaması eğitime dönüşmesini sağlamak ise gerçekleştirmemiz gereken en önemli konudur. Hepimiz deprem konusunda birçok bilgiye sahibiz ama uygulamaya geçtiğimizde bu bildiklerimizi uygulayamıyor hala kapı eşiğine gidiyor ya da panik yapıp ne yapacağımızı bilmiyorsak bu bildiklerimiz  sadece öğretimde kalmış demektir.

Deprem olduğu saatlerde okullarda eğitim öğretim devam ediyordu. Çok kısa sürelerde okullar boşaltıldı. Peki bu beklenen büyük deprem olsaydı ve yıkıcı olsaydı aynı hızda okulları boşaltabilir miydik? Çocuklar deprem esmasında sıralarını altına girip depremin bitmesini beklemiş miydiler? Asıl önemli olan konu budur.

Depreme nasıl hazırlanmalıyız?

Çocukları depreme hazırlamak için depremin ne olduğu, neden olduğunu gösteren belgeseller hazırlanmalıdır.

Deprem öncesinde her ailenin her sınıfın ve okulun bir deprem planı olmalıdır.

Deprem çantamız arabamız varsa arabamızda yoksa evimizin güvenli bir yerinde hazır olmalıdır. Bir planımızın olması ve deprem çantamızın olması çocukların kendini daha güvende hissetmesine neden olacaktır.

Deprem esnasında okuldaysak, evdeysek veya dışarıdaysak neler yapmamız gerektiği öğretilmeli bu öğretilenler çeşitli etkinliklerle ve tatbikatlarla eğitime dönüştürülmelidir. Çocuklarımız ve bizler depremle karşı karşıya kaldığımızda panik yapmak yerine bizi güvende tutacak olan davranışları yapmayı öğrenmeli ve uygulamalıyız.

Deprem sonrasında neler yapacağımızı, nelerle karşılaşacağımızı bilir hazırlıklı olursak hem kendimizi hem ailemizi daha güvende hissetmesini sağlayabiliriz.

Deprem riskleri ve depremden korunma yolları konusunda 7’den 70’e bilinçlenme yeteri kadar sağlandığında, zarar olasılıkları da ortadan kalkmış olacaktır.

Bunun yanında; ülkemizde kentsel dönüşüm projeleri kapsamında, kentsel değerler, kentlilerin ortak kullanım alanları, kent merkezinde bulunan yüksek rant sağlayacak alanlar, kıyılar, meralar, kışlaklar, sit alanları, tarihi kaleler, tersaneler, benzeri tüm varlıklar sermaye gruplarının kullanımına açılmaktadır. Aynı şekilde deprem sonrası toplanma alanları bile yok edilmektedir. Meslek Odaları ve üniversitelerle simgeleşen teknik, bilimsel ve mesleki gereklilikler göz ardı edilmektedir. Rant odaklı projeler ve vatandaşı müşteri gibi gören yaklaşım, insan odaklı projeler ve sosyal devlet uygulamalarına tercih edilmektedir. Toplumsal hayat insani ihtiyaçların karşılanması, temel hak ve özgürlüklere kamu güvencesi sağlanması temelinde değil de, kâr hırsı esasına göre düzenlenmektedir.

Unutmayalım!

Deprem öldürmez, bina ve bilinçsizlik öldürür ve hiçbir şey insan hayatından değerli değildir.

Devlet yönetenlerin önceliği ne olmalı?

Bir devleti yönetenlerin sosyal, ekonomik ve kültürel öncelik anlayışları, o devleti “vezir de eder, rezil de” eder. Toplum yönetimi, bir aile yönetme sorumluluğuyla eşdeğerdir. Bir...

ÖSO’yu alana selefiler bedava!

Türkiye, başlattığı Suriye operasyonuyla birlikte yeni bir 'cihat' problemiyle karşı karşıya. Sadece Batı ve ABD değil, ÖSO'cular da kardeşleri Nusra ve IŞİD'cilerle birlikte; Türkiye'nin...

En büyük düşman ABD…

78 Kuşağı mensubu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak ,çok şükür 45 yılı aşkın bir zamandır ABD'nin çirkin yüzünü görüp,emperyalizmin bir numaralı temsilcisi olduğunu farketmiş olduğumuzdan...

Koşa koşa bataklığa!

İktidarın yanlış politikalarıyla Suriye'de yıllardır debelenen Türkiye, şimdi emperyalistlerin kışkırtmalarıyla yeni ve devasa bir bataklığa doğru sürükleniyor. Erdoğan'ın BM'de başlattığı süreç, tam olarak "olabileceklerin...

Düşünme yetisini kaybetmiş bir toplum

Öğrenim hayatımızda gördüğümüz derslerde aklımıza kalan nedir diye sorsak herhalde hemen herkesin üzerinde mutabık olacağı hususlardan biri de “insan düşünen hayvandır” cümlesidir. Bu sözle...