Polis Koleji mezunlarının oluşturduğu ve benim de içinde olduğum “Polis Koleji Platformu” 2019’da Milli Mücadele’nin 100. Yılı kapsamında çeşitli etkinlikler düzenledi. 19 Mayıs’ta Samsun ve Ağustos’ta Çanakkale şehitlikleri ziyaretleri sonrasında 29 Ekim haftasında Polatlı, Afyon, Kocatepe, Dumlupınar, Kütahya ve Eskişehir’de Kurtuluş Savaşı’nın yaşandığı mekânlara, şehitliklere ve müzelere düzenlenen saygı gezisi 29 Ekim’de yoğun katılımlı Anıtkabir ziyareti ile sona erdi. Gezi ve ziyaretlerde katılımcılar kırmızı renkli Polis Koleji armalı kepler ile Atatürk ve Kurtuluş Savaşı temalı tişörtler giydiler.

Polis Koleji mezunları Anıtkabir ziyareti ardından oldukça geniş katılımlı bir akşam yemeğinde buluştular. Bu buluşmada aralarında Eski Emniyet Genel Müdürleri, Valiler, Ankara-İstanbul-İzmir ve diğer illerin eski İl Emniyet Müdürleri ile Polis teşkilatında her düzeyde görevler üstlenmiş, kamuoyunun yakından tanıdığı Polis Koleji mezunları vardı. Gezilerde ve yemekte yapılan konuşmalarda Polis Koleji mezunlarının Atatürk’ün kurduğu demokratik laik Cumhuriyet değerlerine bağlılık duyguları dile getirildi.

POLİS TEŞKİLATININ KÖKLÜ EĞİTİM KURUMLARI KAPATILDI
Emniyet teşkilatına amir yetiştiren Polis Enstitüsü 1937’de, bu okula öğrenci yetiştiren Polis Koleji ise 1938’de Atatürk’ün talimatları ile kurulmuştu. Polis Enstitüsü 1984’de dört yıllık lisans eğitimi veren Polis Akademi’sine dönüştürüldü. Yakın geçmişte tümüyle Fetö’nün sevk ve idaresine teslim edilen, Cumhuriyet’in önemli kazanımları olan (benim de mezunu olmaktan onur duyduğum) toplam sekiz yıllık bu iki güzide eğitim kurumu 17-25 Aralık 2013 Fetö yargı operasyonları sonrasında, 2015’de kapatıldı.

Polis Teşkilatı yöneticilerinin artık sekiz yıl eğitim almasına lüzum görmüyorlar. Üniversite mezunu sivil adaylardan veya meslek içinden sınav ve mülakat ile seçilenler, kısa bir eğitimin ardından teşkilata yönetici olarak atanıyorlar. Sınav ve mülakatların bu ülkede uzun zamandır nasıl yürütüldüğü, Fetö’den boşalan yerlerin kimlerle ve hangi politik yaklaşımlarla doldurulduğu biliniyor. Kayırmacılık, yandaşlık ve partizanlık illetinden, tüm kurumların en üst düzeyden en alt çalışana kadar parti devleti anlayışına göre dizayn edilmesi kararlılığından Emniyet Teşkilatı’nın payını almaması mümkün müdür?

EMNİYET FETÖ’YE EMANET
Emniyet Teşkilatı’nı bugünlere taşıyan, başarılarının temel kaynağı olan Polis Koleji ve Akademisi’nin kapatılmasından bahsederken, bugünlere nasıl gelindiğini kısaca anımsamak lazım. Devletin temel kurumlarında olduğu gibi Emniyet Teşkilatının tüm eğitim kurumları da “ortak menzile birlikte yol alanlar” tarafından sözde “hizmet hareketi”ne teslim edildiğinde buna karşı duruş cesaretini göstermeye çalışan tüm meslek mensupları (ben de dahil) sistematik zulme uğratıldı.

Ergenekon ve balyoz kumpaslarına benzer şekilde, cemaate karşı duran çoğu Polis yöneticileri hukuk dışı yöntemlerle etkisizleştirildi, sürgünlere uğratıldı, istifa ve emekliliğe zorlandı, bir kısmı ceza evlerini boyladılar. Kolej, Akademi ve polis eğitim kurumlarında da Fetö’ye yakın durmayan öğrencilerin bir kısmı çeşitli bahanelerle okullarından atıldı, atılamayanlar ise meslek hayatları boyunca gün yüzü görmediler.

CEMAATLE UZLAŞAN YÖNETİCİ SAYISI AZ DEĞİLDİ
Emniyet’te üst düzey görevler üstlenmiş, gelişmeleri iyi okuyup tahlil eden ve sonuçlarını öngören idarecilerin önemli bir kısmı da (bu şirret ve illet Fetö yapılanmasını görmelerine ve bundan kaygı duymalarına rağmen) cemaat ile bir nevi “uzlaşma” içine girdiler. Bazı yöneticilerin kendi konumlarını korumayı ve (cemaatin desteği veya yol vermesi ile) daha etkin pozisyonlara gelmeyi, ülkenin ve Polis Teşkilatı’nın yaşadığı/yaşayacağı sorunlardan daha çok önemsedikleri görüldü ne yazık ki.

Bugüne geldiğimizde Atatürk Cumhuriyet’inin ve Polis Teşkilatı’nın temel değerlerine sahip çıkma konularında minimum riskleri dahi göze almamış, ellerini taşın altına koymayı hiç düşünmemiş eski yönetici kesim “iktidarın tam desteğini almış bu güçlü yapı karşısında ben ne yapabilirdim ki?” savunusu ile vicdanlarını rahatlatmaya çalışabilirler. Ancak bu çerçeveden açıklamalar hiç de makul ve yeterli olmayacaktır.

'TEK BAŞIMA NE YAPABİLİRDİM Kİ' SAVUNUSU GERÇEKÇİ Mİ?
Koskoca teşkilat baştan sona ele geçirilirken, Cumhuriyet’in temel değerleri çerçevesinde eğitim almış, bu ülkeye ve yurttaşlarına karşı sorumluklar üstlenmiş, göreve başlarken “demokratik, laik bir hukuk devleti olan, Türkiye cumhuriyetine karşı görev ve sorumlulukları” üzerine yemin etmiş Polis yöneticilerinin yapabilecekleri bir çok şey mutlaka vardı.

Bu milletin kurtuluşu ve Cumhuriyet devletinin kuruluşu mücadelesini yürütenlerin özverilerini hepimiz biliyoruz. Atatürk ve silah arkadaşları gıyaplarında verilen idam hükümlerine rağmen yürüttüler milli mücadeleyi.

Polis Koleji mezunları grubu ile gezdiğimiz Kurtuluş Savaşı anıt şehitliklerinde kahramanlarımızın göz yaşartan özveri hikâyelerini dinledik rehberimizden. Büyük taarruzda Çiğiltepe’yi yunanlardan temizleme görevi üstlenen 57. Alay komutanı Albay Reşat beyin, Mustafa Kemal’e söz verdiği gibi kısa sürede bu tepeyi ele geçiremeyince onur intiharı hikâyesini dinlerken hepimizin gözleri doldu.

Büyük hedefler için büyük özverilerde bulunan, yaşamını ortaya koyan insanların hikâyeleri herkesi etkiliyor ama özveri sırası kendilerine geldiğinde herkes bunu kendi dışındaki insanlardan veya büyük yığınlardan bekliyor. Sorunlardan ve yaşanan krizlerden sürekli yakınan büyük kesim, bu sorunların çözümünde kendilerine düşen payı görmezden gelme eğilimde oluyorlar çoğunlukla.

Tüm sorunları kendileri dışında “birilerinin” halletmesi beklentisi toplumda oldukça yaygın ve kronik teslimiyetçi, marazi bir durum maalesef. Emniyet Teşkilatı’nın ve ülkenin yaşadığı tüm olumsuz gelişmelerde Emniyet’in yönetim kademelerinde görev almış olanların sorumlulukları görmezden gelinebilir mi?

İDARECİLERİN ÖNGÖRÜ VE TAHLİL BECERİLERİ ÇOK ÖNEMLİ
Polis Teşkilatının nerdeyse tümüyle Fetö’nün kontrolüne teslim edildiği dönemlerde, bu örgütün ülkeyi nerelere sürükleyeceğini üst yöneticiler eğer öngörememişlerse, öncelikle bu kişilerin işgal ettikleri mevkileri nasıl hak etmemiş oldukları sorgulanır bence. Çünkü üst yönetim görevini üstlenmiş idarecilerin gelişmeleri okuma ve tahlil etme, sebep-sonuç ilişkileri arasında analitik değerlendirme yapma kapasitesine sahip olmaları beklenir.

Bugün Emniyet Teşkilatı ve Kamu idaresi eski yöneticilerinin büyük çoğunluğunun, Atatürk Cumhuriyeti’nin kazanımlarının tekrar elde edilmesini gönülden arzu ettiklerine kuşku yoktur. İçinde olduğumuz karşı devrim sürecini kaygıyla izleyen, bu gidişin ülkeye çok daha büyük sorunlar getireceğini bilen mevcut ve eski yöneticiler, hiç olmazsa kendi vicdanları çerçevesinde samimi bir iç hesaplaşma yaşamalılardır.

ARTIK 'ACABA DOĞRU ŞEYLER Mİ YAPIYORUM' DENMELİ
Ülkede her alanda yaşanan illüzyon hali gerçeklik algısının önüne geçmiş durumda ve artık karanlık bilinmezlere doğru daha hızla gidiyoruz. Bugün adli ve idari aktif görevlerde olan üst yöneticilerin önemli kısmının (mevcut pozisyonlarını koruma ve daha etkin görevler üstlenme çabaları sırasında) ülkenin laik demokratik Cumhuriyet olmaktan hızla uzaklaştığını ya göremedikleri, ya da görseler bile bu durumu pek de önemsemedikleri görülüyor. Bireysel beklentileri ve hırslarını gidermek için inanmadıkları ve belki de tehlikeli gördükleri siyasal ideolojilerle uzlaşma içine giren Kamu yöneticileri artık tehlikeyi daha önemser hale gelmeliler.

Bu etkin pozisyonlardaki yöneticilerin yaşadıkları hengâme içinde biraz soluklanma arası verip, yaptığım işleri doğru mu yapıyorum? demek yerine artık kendilerine “acaba doğru şeyler mi yapıyorum?” sorusunu sormaya başlamaları gerekiyor.

Fetö’nün kudretli olduğu dönemlerde bu soruları kendilerine sormayan kamu idarecileri 15 Temmuz’a gelinen süreçten ne kadar sorumluysalar, bugün Anayasa’ya ve hukuka karşı yürütülen hukuki, idari ve siyasi faaliyetlerde gönüllü veya gönülsüz rol üstlenen mevcut adli-idari yönetim kadroları da o kadar sorumlu olacaklardır.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.