20.02.2021, 10:22

Cumhurbaşkanlığı başbakanlaştırıldı

Temsilde hata olmaz; “gelişmemiş toplumlar köyleri şehirleştirme yerine şehirleri köyleştirme kolaycılığındadır” denir.

Bunun gibi ülkemizin yönetim sistemine de böylesi bir pragmatizm egemen oluyor!

Türkiye Cumhurbaşkanlığı forsunda 16 yıldız+1 güneş vardır. Bu yıldızın her biri, tarihi geçmişten bugüne kadar kurulmuş devletlerimizi simgeliyor. Güneş ise, tümünü içeren Türkiye Cumhuriyeti’dir.

Hani bugün “Osmanlı’nın devamı” söylemiyle ucuz bir siyaset yapılıyor ya. Bunu yapanlar, ilk Türk devletinden bugüne kadar olanların birbirinin devamı olduğunu bilmeyecek kadar aymaz mıdır? Olmadıklarına göre, bu nüans neden ikide bir ortaya atılıyor sorusunu sormak gerekiyor.

Ya gerçek bir cehalettendir.

Ya bir demagojiyle siyasi rant devşirmektir.

İkinci olasılık daha geçerli gözüküyor. Çünkü sığ siyaset, devlet ile yürütme kavramlarını bilerek karıştırıyor. İyi şeyler, hayırlar olursa yürütme organı olan siyasi iktidar kendi başarısı gibi gösteriyor. Kötü şeyler-şerler olunca; devlet denen organizasyona yükleyerek yıpratıp işin içinde sıyrılıyor.

Böylesi bir anlayışın sonucu olarak Türkiye’nin Başbakanlık sistemi yok edildi. Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi adlı bir ucube sistem var edildi.

Yani; Cumhurbaşkanlığı Başbakanlaştırıldı!

Hükümetin başı olan Başbakan’ın yıpranması yerine devletin başı olan Cumhurbaşkanı ypratılmaya açıldı. Lakin bu durum, daha başında bünyeye uymadı.

Türk geleneğinde, hanlık ve sultanlık olduğu dönemlerde bile hep “vezir-sadrazam-başbakan” olagelmiştir. Çünkü devlet süreklidir. Ama yürütme geçicidir.

Devlet ile Hükümet hiçbir yer ve zamanda bir tutulmamıştır, tutulmaz.

Osmanlı devletinde zaman zaman sadrazamların feda edilmesi; devlet ile yürütmenin ayırt edilmesinin sonucudur. Yani yanlış iş yapan hükmet değiştirilmiştir. Ama devlet hep var olmuştur.

Demokratik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde de devleti Cumhurbaşkanı temsil etmiştir. Bu, çoğulculuğun ve kuvvetler ayrılığın zorunlu gereğidir.

Yürütme görevini Cumhurbaşkanı verir. TBMM’nin onayı ile “hükümet” göreve başlar.

Bu sistemde demokratik çoğunluk nedeniyle farklı siyasi görüşlere sahip siyasi partilerden birine mensup olan Başbakan, yürütme-hükümet görevini ifa eder. Yanlışlar yaparsa yıpranır. İyi işler yaparsa partisinin puanı artar.

Hükümet ya da Başbakan; görevi veren Cumhurbaşkanı veya TBMM tarafından görevden alınabilir. Veya Başbakan istifa ederek hükmet görevinden çekilebilir.

Oysa şimdi?

Cumhurbaşkanı, bir siyasi partinin temsilcisi olarak hükümet kuruyor. Devletin gücü ve olanaklarını kullanarak, devlet yıpransa da- ömrünü uzatabiliyor. Böylece bütün partiler karşısında eşit mesafeli ve tarafsız olamaz. Her türlü tasarruflarında mensup olduğu siyasi partiyi önceler. Diğer partileri öteler. Devleti temsil etmeye çalışırken, bütün iyi niyetine rağmen bir başbakan gibi diğer partilere üvey evlat (rakip) gözüyle bakar.

Cumhurbaşkanı şapkasıyla bütün yurttaşlardan ve partilerden saygı bekler, Ama bir siyasi parti şapkası olan Başbakanlık işleviyle birinci şapkayı yıpratır.

Gara Dağı ve bölücü terör operasyonu aşamasında; bu iki şapkanın, yani devlet ile hükümetin nasıl birbirine karıştırıldığı açıkça ortaya çıktı. Cumhurbaşkanı, yürütmenin başı olarak ne denetimde, ne diğer partileri eşit tutmada ve ne de sevabı üstlenmesi gibi günahı üstlemede tarafsız olamadı.

Bu durum, yurttaşların “tasada ve kıvançta bir bütün” olma ülküsünü sulandırıyor.

“Bütün” olması amaçlanan kitle; Türk ulusudur. Dili, dini, ırkı, cinsi, rengi ne olursa olsun; tüm yurttaşların nimet ve külfette eşit olmalarını gerektirir. Bu gereklilik; yasa karşısında eşitlikle, laik ve sosyal hukuk devlet ilkeleri ve şeffaflıkla yerine getirilir.

Böyle yapılıyor mu?

Yurttaşlar ulusal gelirden hakça yararlandırılıyor mu?

Partiye oy ve üstünlük kazandırmak saikiyle davranan siyasi yöneticiler, vatandaş ile devleti bütünlemeyi gerçekleştirebilir mi? Yoksa gerilim ve ötekileştirme politikalarla kamplaşma mı getirir?

Dışa karşı devletin esenlik ve yükselmesi için partiler arası farklılıklar öne çıkarılamaz. Ama iç politikada partisel üstünlük sağlamak amacı; siyasi partilerin birbirlerinin ayıplarını örtmesini gerektirmiyor; gerektirmezdir.

Örneğin ABD’de de bizim Cumhurbaşkanlığı Hükümet sisteminin benzetilmek istendiği bir sistem var. Orada Cumhurbaşkanlık görevi; meclis ve senatodan oluşan Kongre, Kuvvetler Ayrılığı ve Anayasa Mahkemesi Otoritesi olarak mutlaktır. Nitekim son ABD seçimi, Kasım ayında sonuçlandı. İktidar belli oldu. Fakat 20 Ocak’a kadar “Cumhurbaşkanlık mutlak gücü” devleti temsile devam etti.

***

Her devlet gibi Türkiye devleti için de en büyük tehlike; terördür. Yakın zamanda korkunçluğu en keskin olarak hissedilen tehlike; hain ayrılıkçı (pkk) örgütü ile hain darbeci (fetö) örgütüdür.

Her ikisi de Türkiye’nin bağımsız ve gönenç olmasını önlemek isteyen odakların (dış düşmanların) maşasıdır.

Terörist hareketler; silahlı eylemler yaptıkları gibi, “beşinci kol” stratejisiyle içte istikrarsızlık yaratacak roller de oynar.

Demokratik çoğulcu rejimlerde bu tür maşalar, değişik partilerin içlerine klaylıkla sızabilirler. Çünkü siyasi partiler, birer kitle örgütüdür. Tüzük ve proğram ilkelerine aykırı kişiliklerin üye olmaları olanaklıdır. Böylelerin ayıklanması, etkinlik fırsatının verilmemesi; ancak iktidara gelmek için her şeyi mübah görmeyen yöneticilerin dikkati ile gerçekleşir.

Ama bu tür sızmalar bahane ederek siyasi partiler birbirlerini zan altına sokarlarsa; terör ve hain odakların ekmeğine yağ sürecektir.

Peki sormak lazım: Bugün Türkiye’yi yönetenler bu sorumluluk ve duyarlılık içinde midir?

2002 yılından beri aralıksız ve TBMM’de büyük çoğunlukla iktidar olan AKP; Türkiye’ye dafbeye kalkışacak kadar çoğunluktaki bir hain sızmaya nasıl ve niye yol vermiştir?

Kendisi gibi bu ülkenin yasalarına göre kurulmuş meşru bir başka siyasi partiyi niye ve nasıl acımasızca aynı aymazlık nedeniyle suçlayabiliyor?

Başkalarının da kendileri gibi ayıklama güçlüğü ve zaafı içinde olacağını düşünmez mi?

Yurdun kurtarıcı ve devletin kurucu iradesiyle ruhunun temsilcisi bir başka partiyi; olası sızmaları varsayarak neden eleştiriden öte hakaret düzeyinde eleştirir?

“Ayinesi iştir kişinin endamına bakılmaz” gerçeğini bilmez mi?

Yoksa her şeye rağmen devlet çarkını elden bırakmama tamah ve hırsı içinde midir?

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Osmanlı Devleti’nin başına gelenlerden ibret alarak; “… devleti yönetenler gaflet, delalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler…” saptamasını anlayacak kadar ebleh miyiz?

***

Türkiye bile “Ay’a gitme” ideali ortaya koyduğu bu uzay çağında, TBMM üyesi ve iktidar partisinin Grup Başkan Vekili olan biri; üstelik bir bayan: “… namuslu, iffetli, haysiyetli bir kadın, çıplak olarak arandığını bir yıl sonra söyleyemez” dedi. Tüyler ürperten bir ifadede bulundu.

Milletvekili ve kadın olması adına her vicdan sahibi gibi utandık.

Bir vakıf dershanesinde onlarca çocuğun ırzına geçilmesi üzerine; “bir defadan bir şey olmaz” diyen partisinin eski bayan bakanı gibi vicdanları sızlattı.

Boğaziçi Üniversitesi’nin bağımsız bir bilim yuvası olarak partizanlıklardan uzak kalması için anayasal tepki gösteren öğrencisi kızları şiddetle tutuklayıp çıplak aranmalarını mazur gösteriyor.

Bir bayan ve hepsinden öte bir anne olarak yüreği titremeden ve utanmadan parmağını sallayarak şikayette bulunanları da, kınayanları da haşladı. Adeta bıyıklı bir faşist edasıyla!

Üstelik bu milletvekili; bir hukukçudur! Avukatlık da yapar.

Gerçekte 12 Eylül ürünü olan bir siyasi akımın mensubu olduğu halde; 12 Eylül yönetiminin var ettiği “başörtüsü” sorunu çözüleli yıllar geçmiş olmasına rağmen hala gündeme getiriyor. Ama kamuoyuna duyurma olanağı ancak bulan bir bayanın “çıplak arandım” demesini, gecikme ve iffetsizlik olarak niteliyor.

Hem ayıp!

Hem yazık!...

Yorumlar (0)
banner196
12
parçalı bulutlu
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 33 71
2. Fenerbahçe 33 66
3. Galatasaray 32 62
4. Trabzonspor 33 58
5. Alanyaspor 33 52
6. Gaziantep FK 32 50
7. Sivasspor 33 50
8. Hatayspor 32 49
9. Karagümrük 33 49
10. Göztepe 33 46
11. Antalyaspor 34 42
12. Konyaspor 33 41
13. Rizespor 33 39
14. Ankaragücü 33 37
15. Kasımpaşa 33 36
16. Malatyaspor 32 34
17. Kayserispor 33 34
18. Başakşehir 32 33
19. Gençlerbirliği 33 31
20. Erzurumspor 33 28
21. Denizlispor 32 26
Takımlar O P
1. Giresunspor 30 63
2. Adana Demirspor 30 58
3. Samsunspor 30 58
4. Altay 30 54
5. İstanbulspor 30 54
6. Altınordu 30 52
7. Ankara Keçiörengücü 30 49
8. Ümraniye 30 44
9. Tuzlaspor 30 44
10. Bursaspor 30 43
11. Bandırmaspor 30 39
12. Boluspor 30 35
13. Adanaspor 30 34
14. Balıkesirspor 30 32
15. Menemenspor 30 31
16. Akhisar Bld.Spor 30 25
17. Ankaraspor 30 23
18. Eskişehirspor 30 8
Takımlar O P
1. Man City 32 74
2. M. United 31 63
3. Leicester City 31 56
4. West Ham 31 55
5. Chelsea 31 54
6. Liverpool 31 52
7. Tottenham 32 50
8. Everton 31 49
9. Arsenal 31 45
10. Leeds United 31 45
11. Aston Villa 30 44
12. Wolverhampton 31 38
13. Crystal Palace 31 38
14. Southampton 31 36
15. Brighton 31 33
16. Burnley 31 33
17. Newcastle 31 32
18. Fulham 32 26
19. West Bromwich 31 24
20. Sheffield United 31 14
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 30 67
2. Real Madrid 30 66
3. Barcelona 30 65
4. Sevilla 30 61
5. Real Sociedad 30 47
6. Real Betis 30 47
7. Villarreal 30 46
8. Granada 30 39
9. Levante 30 38
10. Celta de Vigo 30 37
11. Athletic Bilbao 30 37
12. Cádiz 30 35
13. Valencia 30 34
14. Osasuna 30 34
15. Getafe 30 30
16. Huesca 30 27
17. Real Valladolid 30 27
18. Elche 30 26
19. Deportivo Alaves 30 24
20. Eibar 30 23