Geçen hafta Aksaray’da yaşanan olay herkesi etkiledi. Bir hafta süren sosyal medya paylaşımları bittiğine göre, bu hafta bu konudan bahsedebiliriz.

Bir okul, bir sınıf, okulun duyarlı(!) velileri, öğretmenler, idareciler ve çocuklar…

Ben üniversitedeyken bir kurs açılmıştı. Fakülte birden kalabalıklaştı ve bölüm hocalarımız yeni gelen kurs öğrencilerine ders vermeye başladılar. Özel eğitimde ihtiyaç çok yetişen personel az diye düşünüldü, özel eğitim mezunu olmayanlar kurs alarak özel eğitim öğretmeni olarak atandılar. Bu metot çok sevilmiş olacak ki zamanla her hangi bir bölüm mezunu özel eğitimde çalışabilir hale geldi. Atanamayan, tayini merkez ilçeye çıkmayan, eğitim fakültesi mezunu herhangi branşta bir çok kişi alanda çalışmaya başladı. Yetmedi özel eğitim okullarında ve sınıflarında her hangi bir yerden mezun (yani eğitim fakültesi şartı aranmadan) kişiler bile ücretli öğretmen olarak çalıştırıldı. Özel eğitim; özel olarak yetişmiş personelle olur dedik, madem kurslarla oluyor bu iş biz neden dört sene okuyoruz dedik, dedik ama nafile tüm çabalarımız boşa gitti.

Yetişmiş iyi bir personel çalıştığı okulu hazırlar. Öğrencilerin problem davranışlarını ortadan kaldırır veya azaltır. Aile eğitimleri yapar. Gerektiğinde idarecisini de yetiştirir. Sınıfı öğretmeni kabul ettirir. Bir okulda özel eğitim sınıfı varsa; “o okulda böyle bir sınıf var” denilmesi de, “aaa bizde özel eğitim sınıfı mı var” denilmesi de, “var öyle bir sınıf ama anlayamıyorum yani olmasa da olur” denilmesi de özel eğitim sınıfının öğretmeninin elindedir. Hiç bunları okuyup bana kızma meslektaşım, doğrusu bu.

Evet çok kızdık, normal sınıfa giden çocukların velilerine, evet sergilenen davranış kabul edilemez ama bunu biz eğitimciler yaptık. Bizler izin verdik bu davranışlara. Eğitmedik en başta. Bilinçlendiremedik, birlikte yaşayacağımızı öğretemedik çünkü biz öğrenemedik.

“Hocam bu çocuklar neden bu okulda hayır bir faydaları da yok” diyen eğitimci,

“Bu çocukları bir okula toplasalar ya” diyen eğitimci,

“bu sene hiç kaynaştırma öğrencim yok çok mutluyum, BEP hazırlamayacağım” diyen eğitimci,

“Kaynaşmıyor hocam bu çocuk, bıktık uğraşmaktan, koca sınıfı bırakıyorum bununla uğraşıyorum” diyen eğitimci,

“Koydum en arkaya sanki önde olsa profesör olacak” diyen eğitimci,

“Senin çocuk iki saat gelsin sonra gel al” diyen eğitimci,

“Bıktım bu özel eğitim sınıfının problemlerinden” diyen eğitimci,

“Ya siz ne yapıyorsunuz tüm gün boş boş oturuyorsunuz, ne güzel iş” diye meslektaşı özel eğitim öğretmenine sözüm ona şaka yapan eğitimci, buna gülen sınıf öğretmeni de eğitimci. Gülme canım meslektaşım sen boş mu oturuyorsun?

Bu cümleler daha uzar gider, bu sadece küçük bir kısmı.

Hiçbir şey aniden olmaz. Yavaş yavaş, alıştıra alıştıra olur herşey. Sen şimdi kınadın ya bu olayı, kınama. Kınama ya hu, ne yapabilirim diye düşün. Buraya kadar böyle oldu tamam ya bundan sonra ben ne yapabilirim ?

İlk başta branşına sahip çıkacaksın; sınıfını, öğrencilerini kabul ettireceksin. Unutma sen bunu yapmazsan öğrenci velisi hiç yapmaz. Anlatacaksın, bilinçlendireceksin. Olmuyor mu? Eğiteceksin. Aile eğitimleri ver mesela gel hafta sonu okula, çağır velilerini. Gelmezler deme, sen çağır, bir kişi de olsa ver eğitimini. Tüm normal öğrencilere farkındalık eğitimi ver, farklılıklarımıza saygıyı, farklılıklarımızla zenginleştiğimizi anlat. Öyle anlat ki, yetiştirdiğin bireyler özel gereksinimli çocukları veya bireyleri kabullenmekle kalmayıp, onların topluma uyumlarına katkı sağlayan kişiler olsunlar.

Acımayacaksın, eğiteceksin. Üzülme! “vah yavrum” da de tabi ama sonra dön kendine “ne yapabilirim” diye sor.

Öğretmenliğimin ilk senesi, otizm sınıfında çalışıyorum, sınıfımda Onur isminde bir öğrencim var. Onur konuşamıyor; diğer öğretmen hiç iletişime geçmemiş Onur’la; kendi kendine sınıfta geziyor; oynuyor; cips yiyor öğle yemeği saatinde sınıfta kalıp; “bu böyle hocam yemek yemez” diyor diğer öğretmen. Onur’da problem davranış hiç yok. Nasıl güzel bir çocuk görmeniz gerek. Çağırdım aileyi, çocuk aileyi yansıtıyor tabi, anne hemen işbirliğine girdi. İki hafta sonra Onur masada ders yapıyordu. Öğlen ne yemek çıksa yiyor, cips getirmiyordu. Müzik dersinde benimle dans etti evet evet yanıma yaklaşmayan Onur bana sarılıp, benimle dans etti. Dönemin sonunda normal sınıfa yarı zamanlı kaynaştırmaya çıktı. Bütün okul Onur’u tanıdı. Hala görüşürüm ailesiyle. Anne babası hala ilgililer, ne utandılar çocuklarından ne de dışladılar.

Mert üç yaşındaydı tanıştığımızda. Anne kariyerli bir iş insanı, Mert’e otizm teşhisi konulunca işten ayrılmış. Ama şok evresinde kalmış, kabul edemiyor. Aile eğitimlerine başladık. Her haftasonu eğitimdeyiz. 6. Haftanın sonunda “hocam, sizinle tanışmadan önce son çarem Mert kucağımda apartmanın çatısından atlamaktı” dedi. Mert şimdi özel bir okula gidiyor. Anne tekrar işe döndü. Hala morali bozuk olduğunda arar, dertleşir.

Neden anlattım bu güzel iki çocuğu? “Bakın ben neler” yaptım, diye değil “sen de yapabilirsin”, diye.

Yapabilirsin.

Ne yapma biliyor musun?

Boş verme. Olursa olur olmazsa yapacak bir şey yok, deme. Anneye gidip “çocuğunun nesi var?” diye sorma. “Ben biliyorum bunları, hepsinin yüzü birbirine benziyor” deme. “genceciksin de ne yapacaksın bu çocukla” deme. “Ama senin çocuğun benim çocuğumun psikolojisini bozuyor” deme. Senin çocuğunun psikolojisini bozması için kimseye gerek yok. Çünkü psikolojisi yeterince bozuk ebeveynleri var . “Ne yaparsam yapayım bu çocuklar ilerlemez” deme. “Kaynak kitap yok bu alanda” deme, sen yaz. Bak ne güzel hem kitabın olur, hem herkes faydalanır. “Senin de işin çok zor bu çocukla” deme. Çık balkonda bir kahve iç ben de salonda oynayayım, de. Sen işin zor dediğinde işi kolaylaşmayacak, ama bir yarım saat nefes aldırabilirsin.

Hiçbirimizin elinde sihirli değnek yok. Bir anda hiçbir şey değişmez. Şimdi bile başlasan yeter. Çok geç kalmamış olursun.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.