Ülkemizde 1919’dan sonra bir kez daha çoban ateşleri yakıldı!

Tahammül etmesi çok zor olaylar yaşıyor ve sabretmesi çok zor zamanlardan geçiyoruz. Acı ve ızdırabı iliklerimize kadar hissediyoruz. Cumhuriyet maalesef, tüm çarkları bir bir kırılarak yıkıldı. Otoriter ve göreceli olarak demokratik bir rejimden, adına “Yeni Türkiye” denilen totaliter ve antidemokratik bir rejime sürüklendik.

Ülkemiz maalesef geçmişten günümüze hiçbir zaman tam anlamıyla bir hukuk devleti ol(a)madı lakin hiçbir zaman da bugün ki gibi bir polis devletine dönüşmemişti. Davalar birer iktidar savaşı, mahkemeler ise savaş alanına dönüştü. İktidar Partisi yargıyı ve kolluk kuvvetlerini, hukuka aykırı eylemlerini meşrulaştırma ve muhalif sesleri bastırma aracına dönüştürdü.

Dünden bugüne ülke yönetiminde güç, adeta bir kısır döngü içerisinde sırasıyla elden ele geçti ve gücü her eline geçiren siyasi parti ya da hareket diğerlerine iktidarı sopalaştırarak dayağı atıp sırasını savdı. Artık yeter! O sopayı eline aldığında onu kişisel çıkarları uğruna bu milletin çeşitli kesimlerine karşı kullanmayacak ve onu kırıp atacak, bu adil olmayan düzene son verecek bir hareketin alevleri Anadolu’da yükselmeye başladı.

Adana, Çanakkale derken son olarak dün itibarı ile Antalya’da bir araya gelen Türk milletinin evlatları memleketi ve yurttaşlarımızı içine düşülen cendereden çıkarmak için gencinden yaşlısına her kesimden, inanç ve mezhep ayırt etmeksizin yollara düştü.

Kimler yoktu ki orada! Mekan Antalya’ydı ama sanırsınız küçük bir Türkiye toplanmış. Trabzon, Diyarbakır, İzmir, Adana, Samsun, Artvin, Konya, Kahramanmaraş, Bursa, Çanakkale, Edirne, Yozgat, Ankara ve İstanbul… Her ilden yurttaşımız yakılan bu çoban ateşlerine destek vermek adına bir araya geldi.

Çoban Ateşi tek bir isim veya isimler üzerinden değil topyekün Türk Milleti kimliği ile ortaya çıkmıştır ve Cumhuriyet değerlerine inanan yani demokratik, laik, hukuka, temel hak ve özgürlüklere bağlı yurttaşlarımız ile vücut bulmuştur. DNA’larında bu değerler vardır.

Mevcut iktidar birçok değerimizi yok etti, talan etti. Ama yok ettikleri arasında öyle birşey var ki tarif ederken dahi içimiz sızlıyor. Ülkeler vatandaşlarında bir rüya yaratabiliyorlarsa ayakta kalırlar! İşte Atatürk Cumhuriyeti de bir rüya yaratmıştı! Hem de ne adil, ne güzel bir rüya. Ne miydi o rüya? Eğitim! Bir baba evladına, köyünde dahi olsa aldırdığı eğitimle ve çalışmayla onun güzel bir geleceğe, refah dolu bir hayata sahip olabileceğine inanırdı. İşte günümüz iktidarı ilk olarak eğitim sistemini öldürerek akabinde ise liyakattan uzak, kayırmacılık ve yandaşlık çerçevesinde yaptığı kadrolaşma ile vatandaşlarımızın bu rüyasını çaldı.

İşte bizler Çoban Ateşi Hareketi olarak;

Bir Türkiye hayal ediyoruz! Vatandaşlarının yeniden hayal kurabildiği;

Bir Türkiye hayal ediyoruz! Farklı düşüncelerden, kesimlerden insanların bir sofra etrafında bir araya gelip çeşitli konular üzerinde hararetli tartışmaları yaptıktan sonra yüzlerinde bir tebessümle evlerinin yolunu tuttuğu;

Ve bir Türkiye hayal ediyoruz! Çanakkale’de yan yana yatanların torunlarının kol kola yürüyebildiği!

Bu hayalleri nasıl mı gerçekleştireceğiz?

Ülkemizin, vatandaşlarımızın içine hapsolduğu dev buzulları eriterek!

Mevcut siyaset neredeyse çeyrek asırdır ötekileştirerek, düşmanlaştırarak saflarını sıklaştırıp oylarını yükseleten partilerle dolu. Maalesef bu günaha ayırt etmeksizin mevcut bütün siyasi partiler ortak oldu. Herkes kendi mahallesinin acılarını istismar ederek oylarını konsolide edip devasa buzullar yarattı ve bu da toplumda çok keskin ve tehlikeli bir kutuplaşmaya sebep oldu.

Bu kutuplaştırma siyaseti, mahallelerimizi birbirlerinin acılarına karşı duyarsız olmaya teşvik etti. İşte bu durum yurttaşlarımızın ellerinden rüyalarını çalan rejimin toplumumuza yaptığı bir diğer büyük kötülük oldu. Bizler bu buzulları eritecek siyasi söylemleri ortaya koyacağız.

Trabzon’daki Selim kadar Diyarbakır’daki Ahmet, Cumasına giden Ömer kadar, Cemevine giden Ali, İzmir’deki Laik Teyze kadar Konya’da ki Hacı Teyze ve bu toprakların diğer bütün değerleri bizim hareketimizde temsil edilecek ve aidiyet hissedecek.

Acılar kimliklere, sınıflara, yörelere göre ayrılmayacak, tüm yurttaşlarımız kucaklanacak! Mağduriyetler asla istismar edilmeyecek, bilakis onları yok edecek ve hatta doğmalarını engelleyeceğiz! İşte ancak o zaman adaletin inşası, refah seviyesinin yükselmesi ve insanlarımızın güvenliği mümkün olabilecektir.

Ve bunları yaparken de, rövanşist bir zihniyet ve asabi bir ruh hali ile haraket etmeyeceğiz. Unutmayalım ki kin ve nefret ruhun zehridir ve nice mazlumlardan zalimler yaratmıştır. İntikam almak adaleti sağlamaz sadece yeni suçlular ve mağdurlar yaratır. Bu yüzden de bizler bu yola çıkarken elbette zalime merhamet etmeden lakin vicdanı, adaleti ve hakkaniyeti de elden bırakmadan çıkıyoruz, çıkıyoruz ki yeni buzullar oluşmasın ve toplumsal barış sağlansın!

Toplumun hemen hemen her katmanında bir mutsuzluk ve umutsuzluk hakim. Bizler bu farklı eğilimlere, biriken enerjilerini boşaltabilecekleri ortak bir hedef, bir platform sunuyoruz. İşte bu minvalde nihai hedef herkesin katılımıyla oluşturulabilecek bir toplum sözleşmesi.

Son olarak, tüm bunları yapabilmek için, yani, bu rejimden bu devleti ve milleti kurtarabilmek için anahtar sloganı söylemek istiyoruz: Cesaret ve Dayanışma! Ama öyle kuru bir cesaret değil. İçinde dinamizmi, aklı ve vicdanı barındıran, insanlara umudu gösterebilen bir cesaret! Ve lafta kalacak bir dayanışma değil. Türkün, Kürdün, Çerkezin ve Lazın; Sünni, Alevi, Gayrimüslim ve diğer tüm inançların yani kısaca ayırt etmeksizin tüm kimliklerin omuz omuza vereceği bir dayanışma!

Emin olun ki bütün bir millet, bürokratından aydınına, memurundan işçisine, esnafından tüccarına gencinden yaşlısına böyle bir cesaret ve dayanışmanın kendilerine göz kırpmasını bekliyor.

İşte bu türden bir “Cesaret ve Dayanışmanın” yakacağı ateşin alevleri bu karanlık zamanlarda yolumuzu aydınlatacak, özgürlüğe ve demokrasiye giden yolda pusulamız olacaktır!

Ayrıca bir cümle ile de gençlerimize sesleniyoruz. Zor zamanlarda mevcut duruma sitem ederek yurt dışına göçmek asla kabul edilebilir bir eylem değildir. O zaman soruyoruz sizlere ülkenin dört bir yanından 15 yaşında gencecik çocuklar 1915’de Çanakkale’de ne için kim için bu vatanı terketmeyerek toprağa şehit düştüler!? Sizler nasıl terkedersiniz? Çekip giderseniz ahirette atalarınızın, gelecekte çocuklarınızın yüzüne nasıl bakacaksınız? Devir çekip gitme devri değil devir bilakis mıh gibi çakılı kalarak mücadele etme devridir gençler!

Çoban Ateşleri ile gencinden yaşlısına 81 vilayette birbirinden haberi olmayan ama kalben ve fikren birbirine bağlı vatan sevdalısı milyonlarca yurttaş bir araya gelecek.

Bu cesaret ve dayanışma aslında hiçte yalnız olmadığımızı anlamamıza, birbirimizi tanımamıza ve zulme karşı birlik içinde tek yürek mücadele etmemize vesile olacak. Mücadele kalemle, dille, eylemle, emekle, her kulvarda ve birlik içinde!

Ulu önder M.Kemal Atatürk ve atalarımız nasıl ki çeliğe karşı inanç ve azimle savaşarak bu devleti kurduysa şimdi de bizlere onu korumak düşmektedir!

Çoban Ateşi Hareketi tüm bunları gerçekleştirmek için yola çıkmıştır…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.