Tarihsel perspektiften ‘Kültür Endüstrisi’ kavramına bakarken belki de bir klişeyi yeniden tekrarlıyorum. Kolezyum’un kitlesel olarak Romalı yurttaşları eğlendiren ve oyalayan işlevine çok fazla değinmeyeceğim. ‘Kolezyum’ bu yazıda tamamen sembolik bir işleve sahip. Kolezyum denince aklımıza ilk gelen imgelerden biri kölelerin, gladyatörlerin aç bırakılmış vahşi hayvanların önüne atılması ve parçalatılmasıdır. Bugün, vahşi gibi görünen bu eylemin yerini görece daha az vahşi sandığımız yeni eğlence biçimleri almıştır. Kültür endüstrisi: Kültürün bir meta gibi işlenerek kitlelere ulaştırılmasını anlatan bir kavramdır. Kültür artık alınıp satılan bir metadır ve bireylerin aktif olarak üretilmelerinde söz sahibi olmadıkları bir yapıyı temsil etmektedir.

Adorno ve Horkheimer bu kavramı oluştururken, geleceğe ilişkin önemli mesajlar bırakmışlardır. Kapitalizmin geldiği aşamada kitleleri manipüle etme gücü, Roma’nın Kolezyumundan kat be kat yüksek seviyededir. MasterChef (Usta Şef) kültür endüstrisinin buz gibi bir vesikasıdır. Yarışma tıpkı ‘Survivor’ gibi yurtdışından devşirilmektedir. Bu noktada neden Türkiye’de özgün içeriklerin üretilmediği ayrı bir tartışma konusudur. Ancak şöyle bir not düşmek isterim. Kültür endüstrisinin tüm dünyada kapitalist rasyonalizmi temsil ettiğini görmek zorundayız.

Theodor W. Adorno

Sermayenin tamamen merkezileştiği bir dünyada ‘özgün’ içerikler televizyonculuk jargonuyla söyleyecek olursak, ‘formatlar’ üretmek ya da bunu zorlamak irrasyonel (akıl dışı) bir uğraştır. Yarışmanın adının İngilizce olması ve Türkiye’nin eğlence televizyonu iddiasıyla ortaya çıkan ve geçmişin görece daha nitelikli ‘TV8’ kanalının acıklı dönüşümü hepimize küçük ya da büyük bir şeyler anlatıyor. Türkçenin bu kitlesel televizyon çılgınlığı tarafından ‘İngilizce’ sözcükler tarafından işgal edilmesi yine endüstrinin etkisinden kaynaklanmaktır. ABD merkezli kültür ‘Tröstleri’ her gün birbirine benzeyen içerikler, yarışmalar üretmektedir. Bu yarışmaların isimlerini yerel dile uyarlamadan vermek ancak sömürge ülkelerinde olacak şeylerdir. Milliyetçi ve her konuda ecdat edebiyatı yapanların Türkiye’nin bu en büyük beyin iğfal şebekesinin hareketlerini göremiyor oluşu oldukça ibretliktir.

Burada kültür endüstrisinin yeni bir işlevini daha keşfediyoruz. Endüstri sadece izleyicileri, dinleyicileri veya okurları eblehleştirmekle kalmamaktadır, üretilen bu yapay kültür, pazarlandıkları toplumları kişiliksizleştirmekte ve hatta dilsizleştirmektedir. Yarışma, içeriği bakımından kapitalist toplumu bir ayna gibi yansıtması nedeniyle ‘çok izlenme’ diye adlandırılan hedefi kolaylıkla tutturmaktadır. İzleyiciler evlerinden çıktıkları anda yaşadıkları her şeyi abartılı bir tonda yarışmada görmekte ve deneyimlemektedir. Birbirinden uyumsuz karakterlerin neredeyse kişisel çıkar uğruna, birbirlerini kesme tahtasına yatırırcasına rekabet halinde oluşu düşündürücüdür.

MasterChef (Usta Şef) bir sınıf ortamını çağrıştırmaktadır. Üç tane şef (öğretmen) ve onların altında başarılı olmaya çalışan rekabet halindeki öğrenciler vardır. Bu sınıfın en çok ihtiyaç duyduğu şey ise yaramaz bir öğrencidir. Bu rolü ‘Murat’ adındaki kişi üstlenmektedir. Yarışmanın başından beri rakiplerine ve öğretmenlerine karşı tavırları sürekli kışkırtıcı olmuş, bir kısım izleyici tarafından da beğenilmiştir. Yarışmanın kurgusal yanı bir tarafa ‘Murat’ın’ yarışmada sergilediği tavırlar eğer gerçekse psikoloji biliminin uzmanlık alanına girdiğini belirtmekte fayda var. Daha önce yine aynı kanalda ‘Yemekteyiz’ adlı programda olay çıkaran bu kişinin seçmelere katılıp MasterChef (Usta Şef) yarışmasına katılıyor olması durumu biraz daha çirkinleştirmektedir. Böylesine hastalıklı tavırların çocuklar tarafından da izlenilebileceği düşünülürse korkunç bir durumla karşı karşıyayız. Kitlesel olarak Türkiye toplumunun zihinsel yapısı bu programlar eliyle öldürülmektedir. Eskiden kalbe saplanan kılıç rakibinizi yok etmeye yetiyordu. Şimdi ise kapitalizm tarafından tehlike olarak görülen kitlelerin zihinlerine gönderilen mesajlar aynı işlevi yerine getirmektedir. Neticede yarışmanın yaramaz çocuğu Murat jüri tarafından gönderildi ve kitleler nezdinde kurban edildi. Böylesine sorunlu bir karakteri üç tane aslanın önüne atıp, kitlesel katarsis yaşamamızı sağlayan TV8’in zeki yapım ekibine çok şey borçluyuz.

Sınıfın uyumsuzunun sınıftan kovulması ciddi bir ideolojik mesajı peşinden sürüklemektedir. Toplum, sistem tarafından uyumsuz olarak görülenlerin kitlelerin karşısında rencide edilerek cezalandırılacağını öğrenmiştir. İlkokul sıralarına kadar inmeyeceğim. Üniversitede tanrı kral rolündeki akademisyenlere karşı gıkını çıkaramayan ve eleştiri yeteneğini kaybedip çıkarları peşinde koşan zavallı hayvanlara bir bakın derim. Yarışma adı altında tüm dünyaya kültür endüstrisi tarafından pazarlanan bu oyun tüm yaşamımızı çepeçevre sarmaktadır. Bir anlığına düşündüğünüzde fark edeceksiniz ki hayatlarımız çoktan MasterChef (Usta Şef) iklimine dönüşmüş durumda. Birbirini çekemeyen akademisyenlerin küçük ayak oyunları, iş yerlerinde biteviye sürüp giden rekabet ve çekişme hepimizi kitlesel, ölümcül bir oyunun içerisine sıkıştırmış durumda. Kabuğuna çekilen ve kabuğuna çekilmekle kalmayıp giderek eleştirel aklını kaybeden üniversitelerin bu beyin iğfal şebekelerine karşı toplum adına savunma kaleleri oluşturması oldukça zor görünüyor.

Bu oyun gibi görünen şeyin arkasında ciddi bir ideolojik motivasyon yatmaktadır. Eğitim sistemini puanlara ve niceliğe boğan; bireyi sürekli sıra arkadaşıyla, komşusuyla, kardeşiyle kısacası sevdikleriyle karşı karşıya getiren neo-liberalizm diye adlandırılan kapitalist ideolojiye karşı giderek daha fazla çaresiz hale geliyoruz. Siyasilere, bilim insanlarına ya da bu kötü gidişi durdurabilecek kurumlara seslenmeyi düşünmüyorum. Halkın lehine karar alabilecek kamusal kurumlar kapitalist saldırı altında tamamen yok edilmiştir. Tek çare olarak ise izleyicilere ve bu bıktırıcı iklimde düşünmeye çalışan insanlara seslenmek kalıyor. Çocuklarınızı Kolezyumun karşısından uzaklaştırın. İmkân el veriyorsa özel alanınıza, en mahrem noktanıza kadar ulaşan bu aracı yok edin. Aksi halde birbirlerini çiğ çiğ yiyen kölelerin vahşetini keyifle izleyen ve bir gün o köleler tarafından yenen biri haline gelmeniz içten bile değil.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.