Son günlerde basında yer alan haberlerde, Bursa'da 10 Nisan Polis Haftası etkinlikleri kapsamında İl Emniyet Müdürü Osman Ak’ın Bursalı muhtarlara silah eğitimi verdirdiğini öğrendik. Bu eğitimde dikkat çeken ayrıntı ise, aralarında kadınların da bulunduğu muhtarların aşina oldukları tabanca yanında uzun namlulu kalaşnikof piyade tüfekleri ile de atış yapmaları oldu.

Atışların ardından eline kaleşnikof alarak muhtarlarla birlikte hatıra fotoğrafı çektiren İl Emniyet Müdürü Osman Ak, muhtarların “Menbiç hazırlığı yapıyoruz” demelerine karşı, “Menbiç değil sizi Kandil’e hazırlıyoruz” diyerek espri yaptı.

Silah Ruhsat Şubeleri dahil Emniyet’in bir çok biriminde yönetici olarak görev yapmış ve en üst rütbeden emekli olmuş bir emniyet mensubu olarak, çok önemli gözlem ve tespitlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

SON DERECE TEHLİKELİ BİR GİRİŞİM

Son dönemde, özellikle 15 Temmuz sonrası iktidarın kendi yandaşlarına sivil silahlanma konusunda teşvik etmesi ve cesaretlendirmesi yönündeki uygulamalarını yaşamasaydık, Bursa İl emniyet müdürünün bu girişimini “polis haftasında medyanın dikkatini çekmek için yapılmış bir aksiyon” olarak bakıp geçerdik. Gitgide artan ve iktidar tarafından açıktan desteklenen bu sivil silahlanma çok dikkat edilmesi gereken, sonu kestirilemeyecek tehlikeli bir girişimdir.

İç savaş düzenlemesi olarak bilinen 696 sayılı KHK düzenlemesi ve HÖH’ler (Halk Özel Harekat Dernekleri) ile, İç İşleri Bakanlığının bu derneklere soruşturma başlatması konularını bu köşedeki 14 Ocak 2018 tarihli yazımda ele almıştım. Hala güncelliğini koruyan o yazıma buradan ulaşabilirsiniz. 

 Bu bahsettiğim yazımda; “Analitik düşünme, sebep-sonuç ilişkisi ve gelişmeler kapsamında değerlendirip yanıt verecek olursak, bu soruşturmadan hiçbir şey çıkmayacağı ortada değil mi?” demiştim. Nitekim beklediğimiz gibi oldu; konu kamuoyunun gözünden uzaklaştırıldı, kimsenin ceza aldığını duymadık. Bu tür faaliyetlerin artarak ve farklı şekillere devam ettiği görülmektedir.

SİVİL SİLAHLANMAYI TEŞVİK KRONOLOJİSİ

Son zamanlarda bu konu ile ilgili yaşananları hatırlayacak olursak, yapılmak istenenler ve konunun müthiş vahameti daha açık görülecektir.

* 17 Temmuz 2016; Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Şeref Malkoç, darbe girişiminden iki gün sonra: " Sayın İçişleri Bakanımız bununla ilgili yasal düzenleme talep edecek, Milletin meşru müdafaa hakkı için milletimizin ruhsatlı silah almasının önü açılacak.” Dedi ve sivil militer silahlanma süreci başlatıldı.

* 30 Temmuz 2016; Darbe girişiminden iki hafta sonra Milli Savunma Bakanı Fikri Işık “Kayıp mermi ve silah olabilir” dedi. Aynı günlerde Ankara’da işlenen bir cinayette kullanılan silah, sivillere satılmayan MP-5 cinsi olunca ve sanık “Bu tabancayı 15 Temmuz darbe gecesi Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün önünde dağıtmışlardı. Ben de orada almıştım” savunmasını yapınca, Ankara Valiliği’nden İl Emniyet Müdürlüğü’nün talimatı ile silah depolarının kırıldığını, uzun namlulu silahların ve mühimmatın personele, kimlikleri kontrol edildikten sonra ama zimmet kaydı tutulmadan verildiğini açıklandı.

* 17 ağustos 2016; Cumhurbaşkanı Erdoğan “Gayri Nizamı Harp” ve “Keskin Nişancılık” gibi konularda eğitim veren SADAT'ın kurucusu TSK’dan emekli Adnan Tanrıverdi’yi başdanışman olarak atadı. SADAT kamplarında AKP Gençlik Kolları ve Osmanlı Ocakları'ndan toplanan gençlere eğitim verildiği, bu kişilerin Türkiye'de ve yurt dışında çeşitli olaylarda kullanılacağı iddia edildi.

* 24 Haziran 2017; .Erdoğan’ın çiftçilerle yaptığı iftarın ardından yaptığı konuşmasındaki “Savunma alanında, her şeyimizi kendimiz yapmadan bize huzurlu bir uyku yok” ifadelerini Cumhurbaşkanlığı resmi Twitter hesabından alıntılayarak paylaşan Cumhurbaşkanlığı Arşiv Müdürü Muhammet Safi, sosyal medya hesabından “Her eve bir otomatik tüfek ve 1000 mermi projesi şart” paylaşımını yaptı ve bu plan derhal işlemeye başladı.

* 17 Temmuz 2017; İç İşleri Bakanlığı 91/1779 sayılı “Ateşli Silahlar Ve Bıçaklar İle Diğer Aletler Hakkında Yönetmelik’in 24 maddesinde bulunan “İhtiyaç sahiplerinin valiliklere yapacakları yazılı başvuru üzerine, taşıma veya bulundurma ruhsatlı silahlar için her yıl en fazla ikiyüz adet mermi satın alma izni verilir.” maddesine bir ekleme yaptı ve “Bu miktar İçişleri Bakanı tarafından beş katına kadar arttırılabilir” hükmünü getirdi. Bu yıllık 1000 mermi demekti! Bu artırma ihtiyacı neden gerekli görülmüştür, açıklama yapılmadı.

* 20 Aralık 2017; Kamuoyunda “İç savaş Kararnamesi” diye anılan, 696 sayılı KHK yayınlandı. Bu düzenlemenin 121. maddesi: “15 Temmuz darbe girişimi ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemler kapsamına sokulacak girişimlerin bastırılması kapsamında hareket edecek sivillerin hiçbir sorumluluğu olmayacağı” hususunu düzenlendi. Eski C. Başkanı Abdullah Gül “bu cümle muğlak” dedi, konu tartışıldı, Erdoğan Gül’e çok kızdı ve hüküm olduğu gibi kaldı.

* 12 Ocak 2018; AKP’nin talimatıyla hareket ettikleri ve 15 Temmuz darbe girişiminin ardından bireysel silahlanmaya gittikleri iddiaları Meclis’e taşınan HÖH (Halk Özel Harekat) genel başkanı Fatih Kaya, bir yılda 22 ilde 7 bin üyeye ulaştıklarını ve ihtiyaç duyulduğunda her zaman hazır olduklarını söyledi ve “Devletimizin başı,başkomutanımız Recep Tayyip Erdoğan bizlere cihad ilan etti. O gafiller, o hainler şunu iyi bellesin; bize sadece sokaklara inin denildi, bizlere sokaklara inin de sokakları onlardan temizleyin denseydi durum farklı olurdu, biz HÖH olarak devletimizin bize verdiği bütün görevleri yerine getirmeye hazırız” dedi. HÖH’lere Bakanlık soruşturması başlatıldı ve yapılan incelemeler sonrası gelen uyarı ile HÖH ve 46 şubesinin Şubat 2018 kendini feshettiği öğrenildi, mızrak çuvala sığmaz olmuştu çünkü.

* 02 Mart 2018; İçişleri Bakanlığı’nın 2017 faaliyet raporunda yer alan 106.740 kayıp silah TBMM gündemine taşındı. Bakanlığın 2014 yılı faaliyet raporunda 14.682 olan kayıp silah sayısı, 2015’te 91.120’ye çıkıyor. Kayıp silahlarda son 3 yılda 7 kattan fazla artış oldukça dikkate değer durumdaydı. CHP'li Dursun Çiçek, 15 Temmuz darbe girişiminde kaybolan TSK’ya ait silahların bulunması için özel bir ekip kurularak çalışma yapılmasını istedi.

* 08 mart 2018; Cumhuriyet Halk Partisi’nin ‘kayıp silahların araştırılması’ amacıyla Meclis’e taşıdığı araştırma önergesi AKP’li vekillerin oylarıyla reddedildi.

* 14 Mart 2018; İçişleri Bakanlığı Valiliklere, ateşli silah ve av silahı bayilerine gönderdiği genelgede, yukarıda bahsettiğimiz Yönetmelik değişikliğine dayanarak, taşıma ve bulundurma silah ruhsatı sahiplerinin yıllık 200 adet mermi alma hakkını 1000 adede çıkartan 536 sayılı Genelgeyi yayınladı. “Mühimmat stoku” böylece yasal olarak başlatıldı.

BU SİLAHLANMA İLE AMAÇLANAN NEDİR?

Tüm bu gelişmeler ülke gündeminden ayrı, tekil gelişmeler olarak değil, bir çerçevede değerlendirilmelidir. Olayların kronolojik sıralaması, hepsinin bir plan dahilinde ve yukarıdan aşağıya (kontrol altında) uygunlamaya konulduğunu göstermektedir.

Tüm bulundurma ve taşıma ruhsatlarının yıllık mermi haklarının 5 katına çıkartılarak 1000 adet yapılması oldukça dikkate değer bir gelişmedir. Yıllardır Emniyet birimlerinde üst düzey yönetici olarak çalıştım, bu silahların ruhsatlarının verildiği birimlerde müdür rütbesinde görev yaptım. Hiçbir ruhsat sahibinin “yıllık 200 mermi yetmiyor, keşke artırılsa” dediğine tanık olmadım. Çünkü yetkili MKE bayilerinden dilekçe ile başvuru sonrası Mülki Amirin izni ile alınan bu mermilerin yıl içinde tüketilmesi öyle kolay değildir ve bunun önemli mali boyutu da vardır.

Ruhsatlı silahı, özellikle bulundurma ruhsatı olanlar sadece poligonlarda atışa yapabilir ve buralara gidebilmek için Emniyet Müdürlüklerine dilekçe ile başvurmak, Kaymakamlık veya Valiliklerce verilen “günlük silah nakil izin belgesi” almak gerekir. Diyelim bu yol belgesi alındı, gidildi ve poligonda bir kutu, 25 adet mermi kullanıldı. 1000 adet, yani 40 kutu mermiden 39 kutu kalır. Bir yılda bu merminin tüketilebilmesi için her hafta bu bürokratik süreç yeniden mi yaşanacaktır? Bu mümkün değildir.

Pek amaç nedir? Muhtemel bir iktidar kaybında iç çatışmalar mı başlatılacaktır? İktidarı her durumda ve ölümüne koruyacak HÖH tarzı, dernek yapılanması içinde veya dışında oluşan/oluşturulan milis grupların silah ve mühimmat açısından “tedarikleri” mi sağlanmaktadır? Bu çabalar bir iç savaş veya çatışma hazırlığı değilse, hangi “Devlet aklı” böylesi bir cephane yığmaya izin verir? Bu soruya (benim buradaki rasyonel yaklaşımım hariç) makul bir izah getirmek pek mümkün görünmemektedir.

SONUÇ: Her türlü seçeneklerin ve olanakların kullanılarak iktidarın ayakta tutulması çabalarının makul bir sınırı olmalıdır. Bu hırs ve çaba demokratik çerçevede yapılacak mücadeleyi aşmamalı, hele hele milleti birbirine kırdırmaya varacak denli aklın yitirilmesine ve gözlerin kararmasına izin verilmemelidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.