“Birlik ve beraberlik ölümden başka her şeyi yener” sözü Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’e aittir. Günümüzde “birlik ve beraberlik” üzerinde çok fazla konuşulmasına rağmen, bazılarında alışılmış ve anlamı idrak edilememiş bir kavram olarak kalmıştır ne yazık ki! Uygulamada değil sözde, pratikte değil teorikte kalan bir kavram… Oysaki araba kullanmayı öğrenmek için trafiğe de çıkmanız gerekir. İşte birlik ve beraberlik kavramı da hep lafta kalmıştır. Aslen amaç haline gelmediği için hayata geçirilemeyip soyut bir araç olarak kalmıştır, özellikle siyasette ve birlikte hareket edilmesi gereken yerlerde… Yıllardır Atatürkçü görüşün desteklediği ve Türk siyasi tarihinin köklü bir çınarı olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) birlik ve beraberlik içinde olmasını diledik mesela. Ama olmadı! Ve bu gidişle de olması zor görünüyor.

Bunun son örneğini CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterdiği Muharrem İnce’de yaşadık. Çağdaş ve laik Türkiye Cumhuriyeti’ne geri dönüşün tüm emarelerini üzerinde taşıdığına ve muhtemelen demokratik sistemin son seçimleri olan 24 Haziran Seçimleri sonucunda ülkeyi karanlıktan kurtaracağına inandığımız o adam, tek adam zihniyetine karşı savaşıyordu çünkü. O da biz de biliyorduk ki, tek adam zihniyeti umutların sönmesi demekti. Atatürk’ün bize miras olarak bıraktığı ve Cumhuriyet’in en büyük nimetlerinden biri olan çağdaş medeniyetler seviyesinin altına inmekti. Özgürlüklerimizin kısıtlanması ve demokratik haklarımızın elimizden her an alınabilecek olmasıydı. İşte bu yüzden sonuna kadar güvendiğimiz CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı İnce’ye bel bağlamıştık, inceden inceye… Ama güvenmemeyi en çok güvendiğin insanlar öğretirmiş. Bu sefer kendisinde gerçekten bir potansiyel görerek inandığımız Muharrem İnce, vaat ettiği sözleri tutmayan bir sevgili gibi hayal kırıklığı yaşatmıştı bize. Üstelik bu hayal kırıklığı bir aşk acısından öte, vatan sevgisi gibi çok daha kutsal bir duyguyu barındırıyordu yüreklerde. Mitinglerinde o coşkun insan selinin karşısına çıktığında, dalgalanan milyonlarca Türk bayrağına karşılık attığı kırmızı karanfillerin bu kadar çabuk solacağını düşünebilir miydik?

daha gerçekçi boyutundan değerlendirmek gerekirse… Muharrem İnce’nin iyi niyetli, vatansever ve Atatürkçü bir siyasetçi olduğuna inanıyorum(z). Ancak kendisine gösterilen tepki, seçimi kaybettiği için değildir elbet. Çok önemli bir sorumluluğu yüklenmiş bir siyasetçinin (veya herhangi biri de olabilir) sorumlu olduğu kitleye karşı yaptığı küçük bir hata bile ona pahalıya mal olabilir. İşte onun yaşadığı ve yaşattığı durum budur! İnce, olağanüstü kurultay talebinden bir süre sonra kamuoyundan gelen talepler ve seçim gecesine dair soru işaretlerinin devam etmesi üzerine bir açıklama yaptı. Merakla beklenen açıklamaları yapmak üzere bir televizyon kanalının haber programına çıkan Muharrem İnce, hala konuşulan ve çözülemeyen seçim gecesi bilmecesiyle ilgili kendisini savundu. Yaptığı açıklamalar çerçevesinde anladığım kadarıyla, İnce partisi tarafından yalnız bırakılmış ya da yeterli destek görememişti. O yine de yapması gerektiği gibi kimseyi suçlamadı, hedef göstermedi ve bu tavrıyla da doğru davrandığını düşünüyorum. Peki, yanlış olan tavrı neydi? CHP’yi ve yöneticilerini tanımış olması gereken deneyimli bir siyasetçi olarak işin büyük kısmını onların inisiyatifine bırakmış olması değil miydi? Madem bilgi akışını sağlayan bir mekanizma yoktu, o zaman seçim sonuçlarını neden Partisi’nin merkezinde izlemeyi tercih etmemişti? Bu noktada, “Bu benim işim değil” deme şansı yoktu ki! Çünkü bahsettiği ve herkesin bildiği gibi bu seçimler artık bir dönüm noktası olacaktı. İnce’nin yaptığı açıklamalardaki tavır ve “ben elimden geleni yaptım” havası, seçim öncesindeki hırslı ve cesaretli tutumuyla bağdaşıyor mu? Ve eğer gerçekten elinden bu kadarı gelecekse o sözlerinin anlamı neydi? İşte bunun açıklamasını yapamadığı için ortaya bir çelişkiler yumağı çıkıyor. Üstelik seçim sonuçlarını, bağımsız bir aday tavrıyla dışarıdan izlediğini söylemesi (evden veya otelden olması fark etmez) hiç de geçerli bir açıklama değildir. Çünkü en bilgisiz seçmen bile onun CHP adayı olduğunu zaten biliyordur.

Sonuçta seçim sonuçlarının sağlıklı edinilmemesinde baş müsebbip CHP Genel Merkezi’dir. Ve ortaya çıkan bu çelişki de, CHP’nin içindeki zihniyet hatasının sonucudur ve örgütsel birliğin sağlanamamasından kaynaklanmaktadır. Kişisel yanlışların ötesinde Parti’nin yapısal hataları giderilmelidir. Seçim sisteminin çökmesi gibi teknik hataların yanı sıra en önemlisi ise zihniyet ve tavır hatası olan birlik ve beraberliğin sağlanamamasıdır. Tek bir yumruk olamamanın bedelini yıllardır vatanı için endişe eden halkına yaşatmaya artık kimsenin hakkı yoktur! Ne bir kişinin ne de bir siyasi partinin…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.