Bozduğunuz sadece İstanbul’un silüeti olmadı Cemil Çiçek Efendi!

İstanbul başta gelmek üzere, hemen bütün şehirlerimizin tarihi dokusunu da imha ettiniz. Sadece memleketim Konya’da yaptığınız Tarih tahribatı, belki de son bin yıldır yapılanın fersah fersah ötesindedir.

8 yaşımdan 40 yaşıma kadar, içinde yaşadığım tarihi şehrimi tanınmaz hale getirdiniz be!

Caddelerinde gezerken, dolaşırken, “buralar neresi?” diye sormaktan kendimi alamıyorum.

Mevlana Meydanı’nda derde derman bir tek ağaç bırakmamışsınız be! Taşa ve betona kesmişsiniz ortalığı, hemen her yerde yaptığınız gibi...

Yarın ülkenin Tarihini yazacak olanlar, sizin için;

“Tarih düşmanıydı. Tarihi kalıntıları ‘çanak çömlek’ olarak değerlendirirlerdi. Ve azgın bir biçimde yeşile düşmandılar. Nerede ağaç görseler kökünü kurutmak ve üzerini taşlaştırmak için bir saniye bile duramazlardı. Yeşil alanları, meydanları hızla yağmalarlar, üzerine AVM’ler, siteler kondururlardı. Tabiî ‘kupon arsalar’ın rantı da doğrudan AKP’giller’in Büyük Reisi’nin kasasına yönlendirilirdi. Nehirlere, göllere, dağlara taşlara düşmandılar. Oraları yandaş Parababalarına komisyon karşılığında peşkeş ederlerdi. Ve trilyonlarca dolarlık kamu malını zimmetlerine geçirdiler, iç ettiler bunlar.

“Ege’deki 18 Türk Adasını, sırf ABD’li ve AB’li efendilerine yaranarak iktidarda kalabilmek için Yunanistan’a peşkeş çektiler.” diyecektir.

Yine efendileri ABD’nin BOP Projesine Eşbaşkanlık ederek kardeş Müslüman ülkelerin cehenneme çevrilmesinde, parça parça edilip bölünmesinde, liderlerinin katledilmesinde; özetçe 10 milyon civarında Müslüman insanın hayatını yitirmesinde taşeron rolü oynayarak suç ortaklığı ettiler, diyecektir.

İslam’ın içini boşalttı bunlar. Yeni bir Hırsızlar Dini yarattı ya da CIA-Pentagon Dini yarattı, ya da Muaviye-Yezid Dini’ni son raddesine dek geliştirdi, diyecektir.

Hepsi de su içip nefes alır gibi yalan söylerdi, iftira ederdi; velhasıl saf, temiz insanları “Allah’la aldatmak” için Şeytanın bile aklına getiremeyeceği dolaplar çevirirdi, hileler ederdi, tuzaklar kurardı bunlar, diyecektir.

Evet Cemil Çiçek Efendi!

Bütün bu ağır suçlar işlenirken, vatana millete ve halka binbir ihanet edilirken sen bu AKP’giller’in ya milletvekiliydin, ya Bakanıydın, ya Hükümet Sözcüsüydün ya da Meclis Başkanıydın. Bu sebepten, sen de vatana ihanet dahil bu ağır suçların asli faillerinden birisin. Bundan hiç kaçışın yok, boşuna debelenme. Er ya da geç hukuk ve kanun önüne çıkarılacaksınız tamamınız. Ölünüz ya da diriniz; sağlığınızda ya da gıyabınızda; ama mutlaka yargılanacaksınız ve hak ettiğiniz cezalara çarptırılacaksınız.

Cemil Çiçek nam Hazret, Ziya Paşa’nın deyişiyle; herkesi kör, âlemi sersem sanarak tepeden tırnağa suça ve kana batmış bedenini temize çıkarmaya çalışıyor.

Televizyonlara çıkıp şöyle konuşmalar yapma cesaretini buluyor. Hani, patronu Tayyip de yapıyor ya... Bu da onu taklit ederek kendini masum göstermeye çabalıyor. Şunları diyor:

“Çiçek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İstanbul siluetine dair yaptığı, “Biz bu şehrin kıymetini bilmedik, biz bu şehre ihanet ettik, hâlâ da ihanet ediyoruz, ben de bundan sorumluyum” ifadelerini hatırlatarak, şunları söyledi:

“Cumhurbaşkanımız zaman zaman söylemiyor mu? ‘İstanbul’un silüetini bozduk’ diyor. Kim bozdu? Amerika mı, Rusya mı bozdu? Demek ki, biz dikkat etmedik. Burada bir kısım yanlışlıklar yaptık. Görülüyor da zaten. Minare sayısından fazla gökdelen var. Demek ki yanlış yapmışız. Buna partici gözüyle bakmaya gerek yok. Birisi bana şöyle mi dedi, böyle mi dedi…” (https://odatv.com/istanbulun-siluetini-bozduk-07031858.html)

Bütün suçlular gibi Çiçek de önce yaptıkları ihaneti ılımlılandırıyor. Önemsizleştirip küçültüyor boyutunu, kapsamını. Yapılanları sıradan yanlışlarmış gibi gösteriyor.

Oysa bunlar, bilmezlikten, gafillikten, acemilikten dolayı, hemen her işte tek tük de olsa olagelen işlerden değildir. Bilinçli ve iradi olarak, rant için, talan için, vurgun için, başta İstanbul gelmek üzere tüm şehirlerimizin, dağlarımızın, ırmaklarımızın, göllerimizin, yeşil alanlarımızın yağmalanarak tahrip edilmesidir. Tanınmaz hale getirilmesidir.

Her biri birer kamu malı olan bu değerlerin çürütülmesi, bozulup, yakılıp yıkılması, harabeye döndürülmesidir. Bunlar bir anda oluveren işler değildir.

16 yıldan bu yana, zincirleme bir şekilde ve giderek artan oranda yapılan soygunlar, yağmalar, talanlar, yıkımlardır.

Bütün kamu malı talancılarında olduğu gibi, hiçbirinizin gözü doymadı. Sayısı geometrik bir biçimde artan küplerinizin her biri doldu taştı. Ama gözünüz doymadı, vurgun ve talan iştahınız kapanmadı. Tersine, gittikçe arttı...

Evet, Cemil Çiçek Efendi!

Siyasete, antikomünizmi yegâne stratejik hedef seçmiş “Yeniden Milli Mücadele” adlı, CIA yönetimindeki bir dernekte başladın.

Bir CIA Operasyonu olan 12 Mart Faşist Diktatörlerine, bütün komünistleri katledin, diye çağrılarda bulundun. Ve o faşist diktatörleri ve o CIA kuklalarını alkışladın, onlara methiyeler düzdün. Hadi ikisini aktaralım da hatırlatalım sana, hukukla da, demokrasiyle de, insan haklarıyla da zerrece ilginiz bulunmadığını, hatta bu kavramların en ağulu düşmanları arasında bulunduğunuzu:

“Muhterem Memduh Tağmaç

“Genel Kurmay Başkanı

“Ankara

“Aylardan beri anarşist ve komünist militanların silahlı tecavüzleri yüzünden derslere devam edemeyen, hayatları ve okuma hakları tehdit altında bulunan Türkiye’mizin istikbalinden endişe duyan milliyetçi ve vatansever talebeler olarak bayram mesajınızı ümid ve takdirle karşıladık.

“Milliyet, devlet ve milli ordu düşmanları karşısında kahraman ordumuzun mert sesini duymaktan büyük sevinç ve kıvanç duyduk. Bağlılıklarımızı bildirir; saygılar sunarız.

“Mücadele Birliği

“İstanbul Sancağı İdare Heyeti Adına

“Cemil Çiçek” (Yeniden Milli Mücadele Dergisi, 16 Şubat 1971 tarihli 55’inci Sayı)

Bak, Cemil Çiçek!

O günlerde mensubu olduğun CIA kuruluşunun yayın organı Yeniden Milli Mücadele, Faşist Memduh Tağmaç’a, ülkedeki bütün komünistleri katletmesi gerektiği yönünde şöyle çağrılarda bulunuyordu:

“Rey endişesinin kirletmediği, sandalye arzusunun iğrençleştirmediği bir ses mübarek kurban bayramı boyunca milletimizin endişe ile kararan kalbine ümit ışığı tutuyordu.”

“Türk Orduları Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç Paşa’nın beyanatı gözbebeğimiz ordumuz tarafından Türkiye’mizi yok etmeye yönelik tehlikenin komünizm olduğu gerçeğinin ilanına lüzüm görüldüğünü ortaya koymaktadır.”

“Tağmaç’ın beyanatı, milletimizin senelerden beri yetkili diye sözüne kulak kabarttığı, bütün gölgelerin üstünden aşarak millete yönelen milli ve mübarek sestir. Ordunun ve milletin vatan semalarında yankılanan tarihi ve unutulmaz sesidir.”

“Bundan böyle ordumuzun bir zabıta kuvveti değil milletin millet düşmanlarını göğüsleyen parçası olduğunu herkes kafasına çakmalıdır. Türk ordusu Türk milletinin ordusudur. Baş görevi onu hayat kavgasında rehberi, harbe hazırlayıcısı olmaktır.”

“Milli ordu, bütün bir vatanı cephe gerisi olarak düşünüp, bütün bir milleti ihtiyat ordu olarak kabul edip milli harbe şimdiden hazırlanmalıdır.”

“Bir kısım politikacılar ordunun bu temel vazifesini anlamayabilirler. Ama şunu anlamalıdırlar ki, bir ordu harpte düşmanla işbirliği yapan düşman beşinci kollarını kati olarak yok etmedikçe harbe hazırlanamaz. Vatanı koruma şerefli vazifesi, milli orduyu, millet düşmanlarını ezmek görevi ile karşı karşıya koymaktadır.” (agy)

Yine aynı dernek, 12 Mart Faşist Darbesinin açılışını yapan Muhtırayı şöyle selamlamaktadır:

“Muhtıra ve muhtıranın veriliş gayesi, Müslüman Türk milletinin son müstakil devletini Rus Sovyet Emperyalizminin pençesine atmak isteyen ve devlet bünyemize yapışmış Yahudi ajanlarının himaye ettiği komünizmin sebep olduğu ihtilatlara mani olmaktan ibarettir.” (agy, 23 Mart 1971, 60’ıncı Sayı)

İşte sen, buralardan yetiştirilip getirildin Belediye Başkanlıklarına, Meclislere, Bakanlıklara, Parti Sözcülüklerine, Meclis Başkanlıklarına Cemil Çiçek!

Fakat, teslim edelim ki, görünüşünün aksine çok zekisin. Hiç yanlış ata oynamadın siyasette. Nazlı Ilıcak gibi, Türkçeye “aile boyu döneklik” terimini kazandırmış bulunan Altan Family gibi ya da “Altan Brothers” gibi büyük yanlışlara düşüp kaybedecek olandan yana oynamadın. Kaybedeceği de, kazanacağı da isbetle gördün. Bu bakımdan da, hani der ya senin gibiler, “siyasette dalga ne taraftan vurursa, ters tarafa kaykılıp dümenine bakacaksın” diye; işte hep öyle yaptın.

ANAP’ta yıllar boyu Belediye Başkanlığı, Milletvekilliği, Bakanlık yaptın. ANAP’ın sönümlenip bitişe geçmesiyle birlikte, Tayyip liderliğindeki AKP’ye attın kapağı. Bu sefer de orada devam ettirdin, Milletvekilliğini, Bakanlığını, Parti Sözcülüğünü ve hatta Meclis Başkanlığını... Halen de Meclistesin, AKP’giller’den Milletvekilisin.

1984’ten bu yana Belediye Başkanlığında ve Meclistesin be Cemil Çiçek!

Yani kaç yıl eder?

34 senedir Belediye Başkanlığı makamında ve Meclisteki her türden makamdasın be!

Yani hiç kaybedenlerden olmadın siyasette...

Fakat, şunu bil ki, halka, millete ve vatana ihanet edenler, mutlaka kaybederler!

Mutlaka ihanetlerinden hesaba çekilirler ve hak ettikleri cezaya çarptırılırlar.

Tarihteki benzerleriniz gibi sizin de bundan asla kaçışınız yoktur ve olmayacaktır, Cemil Çiçek!

Bunu mıh gibi yazın aklınıza!

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner78