13 Ekim’de “Kur'an Çalışmaları Vakfı” tarafından "Hayatın Anlamı İman Sempozyumu" adlı bir etkinlik gerçekleştirildi. Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezinde gerçekleşen "Hayatın Anlamı İman Sempozyuma" etkinliğine İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Üsküdar Belediyesi ve Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi de katkı sağladı. Lakin Sempozyum öncesi yaşanan bir gelişme vahim bir gerçeği tekrar hatırlattı. O gerçeğe birazdan geleceğiz. Ona geçmeden önce yaşanan gelişmeyi aktaralım.

Gelişme şu: Sempozyuma tebliğ sunmak üzere davet edilen ve “tarihselci” kimlikleri ile bilinen Prof.Dr. İlhami Güler ve Prof.Dr. Ömer Özsoy sempozyum öncesi yapılan baskılar sonucu listeden çıkarıldı ve dolayısıyla da sempozyuma katılamadı. İki akademisyenin sempozyuma alınmadığı etkinlikte yapılan şu açılış konuşması ise oldukça düşündürücüydü:

"İlmi kalitesi ve değeri olan her fikre yer ve değer vermek, kişileri ve isimleri değil, anlayış ve düşünceleri öne çıkarmak, kişi ve grupları hedef göstermemek, İslam toplumlarının birlik ve dirliğini tehdit eden, ayrışmayı, çatışmayı ve ötekileştirmeyi besleyen eylem ve söylemlerden uzak durmak temel prensiplerimiz arasında yer alıyor.” Ne diyelim,Kur'an Çalışmaları Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Fahrettin Yıldız böyle söylerken, iki ismin hedef haline getirildikleri için Sempozyuma katılamadığını unutmuşa benziyor sanırım.

Peki, bu iki isim neden hedef gösterildi? Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere Güler ve Özsoy “tarihselci” kimlikleri ile biliniyordu. Çok genel olarak Tarihselci yaklaşıma göre Kur’an ayet ve hükümleri tarihin belirli dönemlerinde belirli şartlara göre varlık bulmuştu. Dolayısıyla şartların değişimine göre ayet ve hükümlerin yorumu da değişebilirdi. Onun için Kur’an da yer alan hükümleri her dönemde aynı şekilde yorumlamak ve uygulamak doğru değildi. Hedef alınan ve elbette sempozyumda görülmesi istenmeyen düşünce bu idi.

Buna karşılık sempozyuma katılması “engellenemeyen” bir başka tarihselci isim daha vardı: Prof.Dr. Mustafa Öztürk. Öztürk’te sempozyum öncesi hedef halline getirilmişti. Dahası öteden beri Cübbeli Ahmet, ilahiyatçı İhsan Şenocak vb. isimler Öztürk’ü sert bir biçimde eleştirmekteydi. Örneğin şu sözler İhsan Şenocak’a ait: “..Ne gariptir ki fakültedeki birkaç saatlik dersi azalacak diye bildiri yayınlayanlar Allah’ın ayetlerine masal diyen Öztürk’e karşı sağır, kör ve dilsiz kesildiler. Halbuki Öztürk bu haliyle hem bütün ilahiyatları zan altında bırakmakta, hem de, Kur’an-ı Kerim’de ki kıssalara Mekke müşrikleri gibi “önceki milletlerin masalları”(Furkan:5) diyerek dışardan Kur’an’a saldıran Charlie Hebdo’dan daha tehlikeli adımlar atmakta, daha kalıcı tahribat yapmaktadır.

Esasında bütün mesele iki noktada temerküz ediyor: Öztürk ya bir proje adamıdır; oryantalizmden alınan memuriyeti gönüllü veya ödüllü olarak îfa ediyor, ya da bir hocanın rahlesinde sıra kitaplarını okumadığından yoldan uçuruma, bekadan fenaya savruluyor.Öztürk’e, birinde küresel eşkıyaya, diğerinde ise içerden İslam’a yapılan hain saldırılara karşı koymak şeklinde iki cephemiz olduğunu hatırlatır; Kur’an’a saldırmaya devam ettiği müddetçe de “menzilimiz”den çıkmayacağını bilmesini isteriz.” Konu ile ilgilenenler Cübbeli Ahmet’in ilgili konuşmalarına daayrıca bakabilir.

Şimdi gelelim yazımızın başında söylediğimiz o vahim gerçeğe. Bu sempozyum bize bir kez daha gösterdi ki, başta dindarlar ve ilahiyatçılar olmak üzere bütün toplumu güvence altına alacak olan bir ilke varsa o da laikliktir. Şimdi düşünün Özsoy ve Güler’i sempozyuma aldırmayan zihniyet iktidarda olsa bırakın dine mesafeli kesimleri, anılan isimlerin başına neler getirirdi? Bu akademisyenler hangi “islami” ilke uyarınca hangi ayete göre yargılanır ve cezalandırılırdı? Bu anlamda laiklik ilkesi, bağnaz, yobaz ve dinsel fanatizme karşı herkes tarafından sahip çıkılması gereken elzem bir değer ve ilkedir. Pek tabi olarak bütün ilkelerin uygulanmasında yaşanan sorunlar olduğu gibi Laikliğin uygulanmasında da sorunlar çıkmış olabilir ama bu durum ilkenin hayatiyetine ve önemine gölge düşürmez.

Yazımızı ilgili Sempozumda da konuşmacı olarak yer alan Mustafa Öztürk’ün sözleriyle noktalamak istiyoruz. Özsoy ve Güler’in Sempozyuma alınmamasına tepki gösteren ve bu durumun kabul edilemeyeceğini ifade eden Öztürk bakın bir ilahiyatçı kimliğiyle yaşanan olayları ve sonrasında ortaya çıkabilecek dururumu nasıl değerlendiriyor. Birlikte okuyalım:

"Bu gidişat iyi bir gidişat değil. Bu böyle giderse, bu şımarıklık pervasızlık böyle sürer giderse, ki Devlet buna müdahalesini göstermek için Allah razı olsun sayın Vali ve Sayın kaymakam buraya geldiler, ya biz Afganistan Pakistan olacağız, Müslümanlar birbirinin gırtlağını sıkacak, ya Devlet, ikinci bir 28 Şubat’a rahmet okutturarak, Devlet eliyle İkinci bir sopa daha gelecek.

İlahiyatta benim, Diyanet de benim, devlet de benim, din de benim diyen bu kitlelere artık bir dur denilmesi gerekiyor. Bu ülkede farklı seslerin dillendirilmesine mani olan bu faşizan dilin artık bir son verilesi Devletin boynunun borcudur."

  • https://www.timeturk.com/hayatin-anlami-iman-sempozyumu/haber-974854
  • İhsan Şenocak, Kur’an Müdafaası.
  • https://www.youtube.com/watch?v=Kcw0cHr64qg
  • https://www.memurlar.net/haber/782433/2-unlu-ilahiyatci-iman-sempozyumunda-konusturulmadi.html
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.