Bir Büyük Dâhi: Nikola Tesla

Abone Ol

Yaşadığımız dünyada; bilgiyi, hatta alınan nefesi bile fatura etmeye çalışan küresel bir "sömürü" düzeni hâkim. İnsanlığı mutsuz ve umutsuz kılan, geleceğini çalan bu sistemde, adaletsizliklerin ve hırsızlıkların devam edeceği bir hakikat olsa da; bu topraklardan yükselen sesler insan olmanın yolunu bize göstermişti. Mesela 13. Yüzyıl halk şairimiz Yunus Emre: "Gelin tanış olalım / İşi kolay kılalım / Sevelim sevilelim / Dünya kimseye kalmaz" derken, hırsların ve mülkiyet kavgalarının beyhudeliğinin altını çizerken, insanlığın ortak sorumluluğunu ve örgütlü kötülüğe karşı bir arada durma zorunluluğunu da hatırlatıyordu.

​Ernest Hemingway’in, insanlığın kolektif sorumluluğunu vurgulayan o ölümsüz romanı "Çanlar kimin için çalıyor?"dan ilhamla bilincimize düşen "Ça(la)nlar kimin için çalıyor?" ile toplumsal birliği, haksızlığa karşı direnci ve dayanışmayı savunan, Anadolu halk edebiyatı şairlerinden Pir Sultan Abdal'ın "Gelin canlar bir olalım" çağrısının bugün aynı hakikatte buluşuyor olmasına ne dersiniz?

​İşte bu yazımızda; cebinde sadece 4 sent ve İngiliz kökenli mucit ve mühendis
Charles Batchelor’ın en yakın çalışma arkadaşı ve ortağı olan Thomas Edison’a
"Dünyada iki büyük adam tanıyorum; biri sensin, diğeri ise bu genç adam" yazdığı mektupla gittiği Amerikalı mucit ve iş adamı Edison'un laboratuvarında "bedenen" çalışmaya başlayan ama "bilimsel dehamı feda edemem" diyerek evlenmeyen ve "zihnen" 21. yüzyıl dünyasında gezinen; günümüzde dünyayı değiştiren prizlerden tutun elektriğin binlerce kilometre uzağa taşınmasına, radyo telsizinden, yüksek frekanslı aydınlatma ve kablosuz sinyal teknolojisi icatların mucidi; belki de insanlık tarihinde bilimsel dehası yanında nevi şahsına münhasır psikolojisi, borçlu ve yalnız ölümüyle müstesna bir insandan bir "dâhi"den söz edeceğiz.

​Biliyor musunuz; felsefe, edebiyat ve fizik onun zihninde öyle bütünleşmiş ki, bir gün parkta yürürken, Alman şair ve düşünür Goethe'nin; insan doğasını, arzularını ve evrenin sırlarını anlatan eseri Faust'un dizelerinin verdiği ilhamla zihninde canlanan ve sopayla toprağa çizdiği "dönen manyetik alan" fikri, patronu Edison'un Doğru Akım sistemini tahtından indiren "Alternatif Akım" sistemi olduğu gibi, Edison'un, dinamoları geliştirmesi karşılığında vaat ettiği parayı "Sen bizim Amerikan mizahından hiç anlamıyorsun" diyerek ödememesinin sebebi de olabilir. Bu, onun geleceğini çalan "şebeke"nin ilk tokadı olsa gerek...

​Laboratuvarda asistanı olan Amerikalı elektrik mühendisi Gano Dunn ise onun akıl yürütme biçiminden etkilenerek başarılı bir iş insanı olarak tarihe geçmiştir. Diyebiliriz ki, iş arkadaşı tarafından dolandırılan fakat başka iş insanlarına ilham olan, IQ'su yüksek o insan Sırp kökenli mucit, fizikçi ve elektrofizik uzmanı Nikola Tesla...

​Acaba!
Dâhileri dahi yok etmeye çalışmak ve bugün yaşadığımız o karanlık insanoğluna şaşırtıcı gel(e)miyor ise sebebini aramaya devam edelim.

Bakınız!
Nikola Tesla'nın, atmosferin iyonosfer tabakasını kullanarak "elektriği tıpkı radyo dalgaları gibi kablosuz iletmek" amacıyla Long Island'da inşa ettiği Wardenclyffe Kulesi yatırımın kesilmesiyle yarım kalıyor ve yıkılıyor... Sebebi, dönemin elektrik ve çelik endüstrilerini tekeline alan Amerikalı banker ve küresel yatırım devi olan
"patron" J.P. Morgan'ın: "bedava enerjinin üzerine sayaç takıp insanlara satamayız" sözünde saklı olabilir ama Tesla'nın zihninde kırılma noktasıdır. Onun için, enerjiyi doğadan alıp eşit dağıtmak insanlığın ortak mirası iken sömürü imparatorlukları için sadece bir meta! idi ve insanlığın geleceğine ipotek koyan bu gidişi engelleyecek fikirlerden ve bilim insanlarından korkarak "Edisonvari" oyunlarla itibarsızlaştırmaya çalışırken kendilerine hizmete amade teknokratları ve tüccarları da arayıp buldular. Bu nedenle Tesla’nın yaşadıkları kişisel bir bahtsızlık değil örgütlü bir engellemeydi. Bilimsel Araştırma ve Geliştirme Ofisi ajanları, onun borçlu ve yalnız öldüğü otel odasına baskınla tüm notlarına, çizimlerine, taslaklarına el koyarlar ama resmi olarak "kayıp" denilse de bir kısmının hâlâ emperyalist laboratuvarlarda tutulduğu söyleniyorsa, bugünde; insanlığın geleceğini kurtarabilecek pek çok patentin sırf o enerji, ilaç vb. tekellerinin kârları düşmesin diye satın alınıp kasalarda çürütüldüğü kuşkusuzdur.

İnternetin özgürlüğünden gıda krizine kadar her şeyin arkasında "bir fikrin, bir icadın ya da bir kaynağın değerli olabilmesi için insanlığa fayda sağlaması yetmez; onun tekelleştirilebilir ve faturalandırılabilir olması gerekir" mantığı ve "sayaç takma" hırsına ne demelidir?
Adeta "sayaç takılamayan" her şeyin düşman ilan edildiği; insanları mutsuz, umutsuz ve geleceksiz bırakan bu acımasızlığa karşı "gelecek inancını" yeniden ayağa kaldırmamız gerekmez mi?

​Tesla'nın özgür ruhunun bir meşale olabileceğini düşünün ve bilgi, enerji ve o gelecek;
Sayaç takıp kâr elde eden şirketlere mi, yoksa onu üreten ve ona muhtaç olan insanlığa mı aittir? diye sorun...

​Unutulmamalıdır ki,
Hindistan Bağımsızlık Hareketi'nin siyasi ve ruhani lideri Mahatma Gandhi'nin ifadesiyle, "Yeryüzü herkesin ihtiyacını karşılayacak kadar zengin ama herkesin hırsını karşılayacak kadar değil" ise Dijital Çağ'ın en büyük "insanlık" savaşının cephelerde değil de iki farklı "Gelecek" zihniyeti arasında amansız şekilde süreceği kuşkusuzdur.

Ya sınırların kalktığı, bilginin parasız, adil ve eşit dağıtıldığı, insanın zihnen ve ruhen özgürleştiği bir aydınlanma çağı yani teknolojinin insanı köleleştirmek için değil, insana hizmet etmek için varolduğu "Tesla’nın Geleceği"; ya da, dijitalleşen ve kaçışı imkansız kılan bir sömürü düzeninde her nefese bir vergi, her adıma bir sayaç, her insan ilişkisine bir faturanın kesileceği küresel bir hapishanede "Morgan’ların ve Edison’ların Geleceği"...

​Hangisi kazanacaktır ya da kazanmalıdır?

​Tesla; yarının daha iyi olacağına dair inancı dahi çalınan insanlara "Bırakın geleceği gerçekler söylesin. Bugün onlara ait olabilir; ama uğrunda gerçekten çalıştığım gelecek, kesinlikle bana aittir" diye seslenirken, o güçler yarınınıza hükmetmeye çalışabilirler ama bu topraklarda ortak bilinç ve adalet duygusuyla o "sayaçları" kırıp atabilirsiniz diyor, adeta "Teslavari" dik duruştan bahsederken asla haksız da değildir. Zira tarih, insanlığın ortak geleceğini "para" odaklarının elinden alıp halka vermeye çalıştığı için ezilen, yok sayılan ya da intihara sürüklenen dehaları her daim yazmakta;

Mesela;
Amerikalı dahi bilgisayar programcısı, bilişim aktivisti ve yazar Aaron Swartz'a "İnternetin dahi çocuğu" modern zamanların Tesla’sı diyorlar. Dünyadaki akademik bilgi birikiminin yayın tekellerince parayla satılmasına "Bilgi insanlığın ortak mirasıdır, parayla satılamaz" diyerek isyan edip halka ücretsiz erişim sağlıyor ancak küresel güç odakları bu dâhi çocuğun üzerine bir karabasan gibi çökünce daha 26 yaşında iken intihara sürükleniyor. Tıpkı Tesla gibi, geleceği insanlığa vermek isterken hayatı çalınan bir dahi idi...

​İngiliz matematikçi, bilgisayar bilimcisi ve bir kriptolog olan Alan Turing yapay zekanın ve bilgisayarın babası sayılıyor. İkinci Dünya Savaşı'nda Nazilerin Enigma şifresini çözerek modern bilgisayar çağını başlatıp birçok insanın hayatını kurtarıyor ama o "kara sistem", onun da dehasını hatta cinsel yönelimini! suç sayınca siyanürlü bir elmayı ısırarak hayatına son veriyor.

​Aşı dehaları olan;
Kuduz aşısını bularak tıp tarihinde devrim yaratan ve tıbbı sömürü aracı olarak görmeyi reddeden Fransız kimyager ve mikrobiyolog Louis Pasteur ve Amerikalı tıp araştırmacısı olan ve çocuk felci aşısının patentini almayarak bir serveti elinin tersiyle iten Jonas Salk gibi dehalar, buldukları bu aşılar nedeniyle, "Patenti kime ait?" sorusuna, "İnsanlığa ait. Güneşin patentini alabilir misiniz?" cevabını vererek, adeta bilimi ticarete feda etmeyenler oluyorlar... Bugün ilaç tekellerinin insanlığı nasıl rehin aldığını gördükçe, bu isimlerin değeri daha iyi anlaşılmıyor mu?

​Sonuç olarak, insanların sadece parasını değil, yarattıkları dijital dünyada zihinlerini de "sahte bir uyuşma" ile rehin alan güçlere karşı; evvelemirde hayata, fikirlere, emeğe takılmak istenen hiçbir "sayacı" kabul etmeyelim. Dostlukların ve çıkarsız iyilikleri çoğaltalım. Sadece kendi geleceğimizi kurtarmakla ne mutsuzluktan ne de umutsuzluktan asla çıkılamayacağını bilelim. Elbette, tepedeki "sayaç şebekesi"nin nefesimizi dahi faturalandırmak için pusuda beklediğini de lütfen unutmayalım.

​Bakınız!
İnsan, sayaca sığmayacak kadar büyük bir cevherdir. Tesla ve diğerleri; bilginin, refahın ve umudun "ortak mirasa" dönüşmesinden yana idi ve "bedeniniz şimdiki zamanın huzursuzluğuna hapsedilmiş olabilir ama zihninizin kurduğu gelecek kalesini asla yıkamazlar" demişlerdi.

O halde bilgiyle, felsefeyle donanalım ki, Morgan’lar hep kaybetsin, Tesla'lar her daim kazansın...

Şair ve bir hekim olan ​Barbaros İrdelmen: "Menfaat büyüdü, vicdan küçüldü. En çok da insan eksildi memleketten. Şiir yazacaktım, içimde şiire benzeyen ne varsa uzun bir koridorda ışığını kaybetti vazgeçtim. Zor günlerden geçiyoruz ama bazı zamanlarda susmak şiirin kendisi zaten..." diyorsa düşünme vaktidir.

Özgürlük, umut, adalet ve gelecek inancını dizelere döken şair Adnan Yücel 'in dediği gibi:
"bugünlerden geriye bir yarına gidenler kalır bir de yarınlar için dövüşenler..."

{ "vars": { "account": "G-9KFVFXJPJ" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }