Bu bir yolculuk, ‘’ başkalarının gürültüsünü değil, kalbinin fısıltısını dinle…’’, Neyin sazlıkta başlayıp neyzenin nefesiyle ruh bulduğu olgunlaşma yolculuğu…Hayatın içinde kazanmak, başarmak ve yetiştirmek için sürekli koşturdun ama hiçbir şeye yetişemedin çünkü zaman seni artık esir aldı. Öyle hızlısın, öyle meşgulsün ki, bedenin artık ruhunun önüne geçti. Şimdi bu kitapta durmayı öğreneceksin. Yavaşlığı keşfettiğinde bedenin ruhuna kavuşmanın coşkusunu yaşayacak. Burada doğru nefes almayı öğreneceksin. İlişkilerini, işini, kazancını ve sağlığını yeniden inşa edeceksin. Unuttuğun ne varsa, şimdi her şeyi hatırlayacaksın. Kendinden yeni bir sen var edeceksin. Memnun olmadığın her şeyi yıkma ve yeniden inşa etme zamanı. Korkma, ihtiyacın olan güç sende zaten var. Ben sadece bulmana yardım edeceğim…

Bursa doğumlu yazar Hakan Mengüç’ün ‘’ Ben Ney’im’’ adlı eserini yeni okuyup bitirdim. Çok beğendim. Tasavvuf ve sufi felsefesine biraz uzak olsam da bu tür eserleri okurum. Her türlü kitap okumayı sevdiğim için bu kitabı merak ettim, aldım, okudum. Yukarıdaki alıntı yazarın arka kapak yazısından seçmelerdir. Kitapta şunu gördüm: Umudu ve iyimserliği…Sizlerde alıp okuyunuz.

Kitapta beni etkileyen birçok bölüm var. Ama en çok Mevlana’nın Mesnevi’sinde yer alan çok güzel bir ‘’ Papağanın Hikayesi’’ bölümü etkiledi. Onu sizlerle paylaşacağım:

Papağanın Hikayesi

Eski zamanlarda tüccarın birinin güzel bir papağanı varmış. Tüccar papağanına güzel bir kafes yaptırmış. Çok önemsermiş hayvanını. Bir gün ticaret işleri için Hindistan’a gidecekmiş. Evdeki herkese tek tek ne hediye istediğini sormuş, sıra papağana da gelmiş tabii. Papağan, ‘’ Sen benim vatanıma gidiyorsun’’ demiş. ‘’ Orada benim gibi nice papağanlar var, özgürce dünyanın keyfini sürüyorlar. Onlara de ki, benim de bir papağanım var, kafeste ve mutsuz. Mutlu olması için ona ne önerirsiniz? Sen onlara sor, onlar bilirler.’’

Adam Hindistan’a gitmiş, işlerini hallettikten sonra hane halkının hediyelerini almış, sonra da papağanların yaşadığı yerlere gitmiş ve bir papağana kendi papağanının maruzatını bildirmiş. Bunu duyan papağan dona kalmış, yere düşüp ölmüş. Adam ne yapacağını bilememiş, kendi papağanının durumuna üzüldüğü için öldüğünü zannetmiş. Eve dönmüş, ev halkının hediyelerini dağıtmış. Kafesteki papağan merak içinde adamı bekliyormuş. Adam olan biteni olduğu gibi anlatmış.’’ Papağan

önce donakaldı, sonra düşüp öldü’’ demiş. Tam o anda tüccarın papağanı da hareketsizleşmiş, düşüp bayılmış. Tüccar hayvanın öldüğünü sanıp hemen kafesinden çıkarmış, pencerenin kenarına yerleştirmiş. Papağan bu sırada canlanıp sahibinin elinden uçmuş ve bir ağacın dalına konmuş. Adam şaşkınlıkla papağana bakmış. ‘’ Hindistan’daki papağan yaptığı hareketle bana ders verdi. ‘’ demiş papağan. ‘’ Hal diliyle bana dedi ki, seni sesin esarete düşürdü. Kendini ölü gibi gösterirsen bu esaretten kurtulacaksın.’’ Mevlana bu hikayesinde zihnimizin bizi bir kafese esir ettiğini, ölmeden önce ölmeninse bizi özgürleştiğini anlatır. Her nefeste yenilenmeli, yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli. Umarım bir ders çıkarmışsınızdır…İyi okumalar efendim…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.