BARAJ İTTİFAKININ SEBEPLERİ VE İKTİDARIN ŞİFRELERİ

Yazımın başlığı biraz “alengirli” ve “gizem ifşa eder” gibi iddialı kaçmış olabilir. Yazının devamını okuduğunuzda seçtiğim bu başlığın amacıma uygun olduğuna ikna olursunuz umarım.

"Cumhur ittifakı" olarak bilinen, CHP’nin “baraj ve korku ittifakı” dediği AKP ve MHP ortak imzasıyla hazırlanan, sadece bu iki partinin anlık durumlarını kurtarmak için kaleme alınan ve 26 maddeden oluşan kanun teklifi 12-13 mart 2018 gecesi biz uyurken bir baskınla Meclis Genel Kuruluna getirildi, kavga dövüş sabaha karşı yasa çıkarıldı.

 “298 sayılı seçim Kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasını öngören” bu yasa değişikliği çok önemli. Memleket meselelerine önem verenler değişikliğin neler getirdiği ve götürdüğü ile ilgili detayları medyadan zaten takip ediyor.

DEĞİŞİKLİK NE GETİRİYOR DEĞİL ASIL NE “GÖTÜRÜYOR”?

Ben kısa başlıklarla değişikliğin ne getirdiğini ve götürdüğünü özetlemekle yetineceğim:

Aynı binada ikamet, farklı sandıklar: Aynı binada oturan seçmenler farklı sandık bölgelerine kaydedilebilecek, böylece sahte ve mükerrer oy kullanım iddialarının takibi güçleşecek.

* AKP-MHP ittifakı, aynı oyla daha fazla Millet Vekili çıkartacak: İttifak yapacak partilere verilecek oylar, ittifakın toplam oyu olarak sayılacağı için ittifak partileri seçime ayrı ayrı girecekleri zaman çıkaracakları milletvekili sayısına göre daha fazla milletvekiline sahip olacak.

* Barajı geçmek için ittifak yap: İttifakta yer alan bir partinin oy oranı yüzde 10'un altında kalsa bile toplam oy oranı yüzde 10'nun üzerindeyse  sorun olmayacak.

Mühürü istediğin yere vur kabul: ittifaka verilen her oy “israf olmasın” diye mühürün nereye vurulduğu önemli değil. Milletvekili dağılımında ise bu oylar, partilerin aldıkları oy oranına göre aralarında bölünecek. Ayrıca pusuladaki çizik ve işaretler de artık oyu geçersiz kılmaya yetmeyecek.

* Mühürsüz oylar da geçerli: Önceki şaibeli 16 Nisan referandumunun kazanılmasında kullanılan hilenin yasal çerçevede devam edeceği,“Üsküdar’ın geçileceği atın” şimdiden hazırlandığı söylenmektedir.

* Sandık alanına güvenlik kuvvetleri rahatça girebilecek: önceki yasada sandık alanı "sandık kurulunun görev yaptığı yer merkez olmak üzere 100 metre yarı çaplı alan" olarak tanımlanıyordu, bu kaldırıldı. Artık güvenlik görevlileri sandığın bulunduğu salon kapısına kadar, çağrı olsun olmasın girebilecek.

* Polis veya jandarma sandık alanına her an müdahale edebilecek: Daha önce sadece sandık başkanında olan kolluk çağırma yetkisi şimdi tüm seçmenlere veridi. Bu çok tehlikeli bir durumdur. Oy verme, döküm ve sayım sırasında sandığa kolluk müdahalesi için “kaygılı” bir vatandaşın bulunması sanırım sıkıntı olmaz. Sandık başkanı itiraz bile etse kolluk gelir, gerisini siz tasavvur edin.

* Sandık kurulu başkanları kamudan seçilecek: gerekçe olarak “liyakat” durumu ileri sürülüyor. Mesele liyakat ise, “sandık kurulu başkanı en az ön lisans veya lisans mezunu olacaktır” derdiniz, biterdi. Yok, devlet sandık başında da devletliğini illa gösterecek.

* Sandıklar taşınabilecek: Güvenlik gerekçesiyle sandık, başka bir sandık bölgesine taşınabilecek. Bu uygulama devletin seçim güvenliğini sağlayamayacağının itirafı mı, yoksa seçmen üzerinde baskı uygulamanın bir başka yöntemi mi?

* Seyyar sandık: Daha önce böyle bir talep veya şikayet duymamıştık. Bu taşınan sandıkların güvenliği, bu seçmenlerin oy verme işlemindeki gizliliği nasıl korunacak acaba? “Bir oy bir oydur” denilen buymuş demek ki.

İKTİDARA MAHKUM AKP İLE AKP’YE MAHKUM MHP

iktidara (sıkıca tutunmuş demek bile yetmez) mahkum AKP ile, mecliste varlığını sürdürmek için AKP’ye mahkum MHP bu değişiklik öncesi halkı, tabanı (dikkat, muhalefeti demiyorum) ikna etme gibi riskli bir durumu göze alamazlardı elbet. Yapılacak tek şey (AKP’nin daha önce deneyimli olduğu) bir “oldu-bitti” idi, bunu (tabiri caizse) “kanırtarak” yaptılar.

Anayasa mahkemesi büyük ölçüde kontrol altına alınmışken, evrensel hukuk-guguk meseleleri zaten itibar edilmeyen zırvalar olarak gösterilmişken, her tür akıl dışı uygulamalar “yerli ve milli” diye dayatılırken seçimlerin ve başkanlığın ne yapılıp edilip alınması (MHP açısından da meclise kapağı atmak) zarureti ortadadır. Bu durumda kim takar “seçimlerin eşit, serbest, adil ve evrensel hukuk ilkeleri”çerçevesinde yapılmasını. Hukuk devleti yerine “kanun devleti” olmanın getirdiği sonuçlardan birisidir bu akla ve vicdana sığmayan “baraj ve korku ittifakı” diye tanımlanan kanun değişikliği.

HANİ YENİ SİSTEMDE YÜZDE ON BARAJI KALKACAKTI

Genel seçimlerde mecliste temsil edilecek siyasi partiler için yüzde on barajına dayanak olarak Anayasa’nın 67. Maddesindeki  “Seçim kanunları, temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenlenir.” hükmü gösterilirdi. Yani, “temsili parlamenter demokratik” sistemlerde, (temsilde adaletten bir parça ödün vermek pahasına) yönetimde istikrar için bu barajlar konabilirdi.

Son 16 nisan Anayasa değişikliği öncesi tüm iktidar temsilcileri yeni sisteme geçildikten sonra (ki geçildi) yapılacak yasal düzenlemelerde bu barajın tamamen kalkacağını ya da en azından (% 3-5 gibi) bir orana ineceğini söylemişlerdi bize. Böyle de olması gerekiyordu, çünkü başkanlık sistemlerinde (onlar Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi diyorlar) yürütme % 50+1 oyla iktidara geldiği için hükümet kurma ve güvenoyu gibi bir sorunun olmayacağı açıktır. Bu durumda “temsilde adalet” ilkesinin gereği olarak küçük partilerin de bir iki milletvekili ile meclise girmesinde hiçbir ilkesel ve anayasal problem yoktu.

Bu yeni sistemde barajın kalkması veya indirilmesinde, yönetimde istikrar açısından bir sorun kalmamıştı. Gel gör ki başkanlık sistemi ilebaraj % 50 nin üzerine çıkınca, hükümet bu amaca hizmet edecek her türlü düzenlemeyi yapmak, risk oluşturabilecekleri de yapmamak adına gözünü tamamen karartmış durumdadır.

CANLILARIN YAŞAMA İÇGÜDÜSÜ ENGEL VE SINIR TANIMAZ

Canlıların (hayvanların ve insanların) çok riskli durumlarda yaşama içgüdüsü ile akla gelmeyecek her şeyleri yapabildikleri bilinir. Hayata tutunma bir ölüm kalım savaşıdır. Beyin kabuğunun altında orta beyinde yer alan yapıların işleviyle sürdürülen yaşama dürtüsü, hayatta kalmak için bazen saldırganlık dahil tüm savunma mekanizmalarını devreye sokar. Aksi halde beyin, organizmanın yok olacağını bilir.

Bugün mevcut iktidarın da durumu tam olarak budur. Önceki yazılarımda ve burada sıkça kullandığım “iktidara mahkum olmak” söylemim ile bunu ifade etmeye çalışıyorum. Dinsel-milliyetçi eylem ve söylemlerde, eğitim sistemi yapbozlarında, iç ve dış siyasette, ekonomide, sosyal-kültürel hayatta ve her şeyde saray iktidarının tüm icraatlarına ve söylemlerine bakıp değerlendirirken, bu “her şey yaşamak için, yani iktidarın devamı için” yaklaşımının şifrelerini görürsünüz.

Bu açıdan baktığınızda bize garip, tuhaf, “yok canım bu kadar da olmaz” dedirten tüm uygulamaların, bu “iktidarı yitirme, yok olma paranoyasından” ileri geldiği aslında kolayca anlaşılmaktadır. Yitirilecek bir genel seçimin ardından iktidardakilerin yaşamlarında ne gibi önemli değişiklikler olabileceğini hepimiz gibi onlar da çok iyi biliyorlar çünkü!

İKTİDARA MAHKUM OLMA NELER YAPTIRIYOR?

İşte bu yok olmama dürtüsü (son yasal düzenleme haricinde de) iktidara neler yaptırmadı ki?

* Tek başına iktidarı engellediği için 7 Haziran 2015 seçim sonuçlarının yok sayılıp terör ve korku ortamı yaratılarak Kasım 2016 seçimlerine gidilmesi,

* Tüm seçimlerde (yasal engellere rağmen) devletin tüm imkânlarının abartılı şekilde ve başta TRT tüm basın yayın organlarının tek yanlı kullanılması,

* Tüm seçimlerin kazanılması için aşırı baskı ve korku ortamı yaratılarak adil ve eşit propaganda olanaklarının engellenmesi, hile ve mühürsüz oy iddialarının ciddiye alınmaması,

* Basına, yargıya, sivil toplum örgütlerine, üniversitelere, tüm sivil ve resmi kurum ve kuruluşlara açıktan baskılar yapılması, bunların tamamının iktidar lehine kullanılma çabaları,

* Bu ve diğer yapılan uygulamalar ile Türkiye’nin "2017 Hukukun Üstünlüğü Endeksi"nde (Rule of Law), 113 ülke arasında 101'inci sıradayer alması sonucunu doğurdu (konu ile ilgili yazımı buradan okuyabilirsiniz)

İktidarın önceliği ve hedefi içte ve dışta barış, ülkede huzur ve refah, adalet, hukuk, eşitlik, insanca ve kardeşçe yaşamak değildir. Yegane amaç ve hedef, her ne pahasına olursa olsun iktidarını sürdürmektir. Bunun için bu garip ittifak kanunu sadece basit bir araçtır.

BUNDAN SONRA DA NELER OLACAĞINI ÖNGÖRMEK ZOR DEĞİL

Bundan sonra ve seçimlere yaklaşıldıkça;

* Her türlü demokratik itirazların görmezden gelinmeye devam edileceğini,

“Milli ve yerli” edebiyatı ile ayrımcılığın daha da kökleştirileceğini,

* “Olağanüstü hal yönetim” keyfinden asla vazgeçilmeyeceğini,

* Seçimlere girerken gerilimin iktidar kontrolünde artırılacağını, iktidar karşıtlarının “vatan haini” olarak sunulacağını,

* Sınır ötesi harekatın oya tahvil edilmesi için her türlü çabanın gösterileceğini, yeni harekat planlarından yüksek sesle bahsedileceğini, tüm dünyaya posta konması dozunun artırılacağını,

* Vatan, bayrak, kuran, din, Allah, Mehmetçik, şehitlik, kan kavramlarının iktidarın propaganda argümanlarında önemli işlevini sürdürmeye devam edeceğini, öngörmek zor değildir.

SONUÇ: Umutsuz ve karamsar görünen bu tablo terse çevrilemez değildir. İktidarın koltuğa tutunma hırsı ne kadar içgüdüsel ise, demokratik ve insani değerlere sahip diğer yarının da mücadelesi o kadar yaşamsal önemdedir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
nevzat 2018-03-17 11:07:20

Çok güzel tespitler.... kaleminize sağlık..