Necip Fazıl Kısakürek; siyasal İslamcıların Allahtan sonra en çok andıkları bir isim! Onların fikir babaları… Tayyip Erdoğan’ın sıklıkla bahsedip andığı hocası…

Kısakürek, bir kumar baskınında elinde kâğıtlarla yakalanır. Fotoğrafları gazetelerde yayınlanır. Hemen inkâr ve yakalayanlara karşı iftira hareketine başlar, yetmez fotoğrafları çeken Ahmet Emin Yalman hakkında “dönme” diye yayına başlar ve ardından “Deyyus” başlığı ile karısının onu önüne gelenle aldattığı hezeyanlarında bulunur.

Yetmez, bazen Akit bazen Vakit olan gazetenin malum çocuk tacizcisi Hüseyin Üzmez’e vurdurtur. Kısakürek’in o günlerde inkâr ettiği kumar olayı yine şu anda Cumhurbaşkanı danışmanı olan Kadir Mısıroğlu tarafından “Üstad Necip Fazıl’a dair” adlı kitabında şöyle yer alıyordu:

“Mahud dönme Ahmed Emin Yalman’ın müeessir olduğu bir baskınla Üstad Beyoğlu’nda bir kumarhanede gazetecilerin flaşlarına yakalanmış ve elinde oyun kâğıtları olduğu halde gazetelerde resimleri yayınlanmıştı.

Gerçi kendisi:

“-Ben fikir savcısıyım. Buraya tahkikat için geldim!” demişse de bununla gerçeği setr (örtmek) edebilmek mümkün olmamış, aleyhine günlerce birçok yazı yazılmıştı.

Ellili yıllarda bu illeti itirafa yaklaşmayan Üstad on-onbeş sene sonra “Bab-ı Ali” isimli hatıratının “Bugün” Gazetesi’nde yayınlanışı esnasında herşeyi olduğu gibi açıklamak mertliğini göstermiştir. Hatta bu itiraflara karşı bir kısım okuyucularının “hataları söylemenin de hata, hatta günah olduğu” yolundaki itirazlarına eseri kitap halinde yayınlarken cevap vermiş ve hareketinin doğru olduğunu müdafaa etmiştir.

Sonradan at hakkındaki his ve düşüncelerini “At’a Senfoni” adıyla bir kitap haline getirmiştir. Bu eserin telifinin garip bir hikâyesi vardır.

Üstad, paraca sıkıntıda olduğu zamanlarda kimi bulursa bir hatır senedi imzalatır, bunu tanıdığı bir banka müdürüne iskonto ettirerek o anlık sıkıntısını giderirdi.

O zamanlar Müslümanlar madden bugünkü ile kıyaslanmayacak derecede zayıftı. “Müslüman Tüccar” sıfatına haiz olanlar son derece azdı. Bu bakımdan böyle sened imzalayanların çoğu talebe nev’inden iktisaden güçsüz sevenleriydi. Tabii bu sened ödenmez ve bankada bir hayli borç birikmiş olurdu. Kendisini seven bir bankacı buldu mu bu yola başvururdu.

Kendisine böyle müzahir davrananlardan biri de o zaman Akbank Umum Müdürü olan Erol Dallı idi.

Bahçekapı’daki Akbank Merkezi’nde Erol Dallı’yı ziyarete gittik. Üstad beni 2 bin liralık bir hatır senedi imzalamaya ikna etmişti. Durumu Erol Dallı’ya izah etti. Bana güvenebileceğini söyledi. Bir talebe yurdunun sahibi olduğumu ifade etti. Erol Dallı’nın gözü beni pek tutmadı. Zira senedin gerçek olmadığını kolaylıkla tahmin edebilmişti. Bir hayli uğraşmadan sonra adam dedi ki;

“- Üstad, bu şekilde iskonto ettirdiğin senedlerden dolayı bankamıza 30 bin lira borcun birikti. Bunları kapatman için bir çare düşünüyorum. Bize at hakkında bir kitap yazsan, onun te’lif ücreti olarak senden otuz bin liralık bir makbuz alayım. O’nu Cokey Kulübü’nden tahsil ederim. Sende bu yükten kurtulursun!..”

Erol Dallı o sırada Cokey Kulübü’nün idare hey’etinde miymiş yoksa başkanı mıymış… Böyle bir şey… Üstad kendisi ile oradan tanışıyordu.

Erol Dallı’nın pek tabii olarak davamızla pek alakası yoktu. Üstad’a “şair” ve “Tiyatro” yazarı olarak hayranlık duymaktaydı…

Erol Dallı’nın bulduğu formül Üstad’a cazip göründü. Ancak eski borcun üzerine yeni bir şey koparmak şarttı.Zira Üstad’ın o anda paraya ihtiyacı vardı. Epey çekişmeden sonra otuziki bin liraya sulh oldular ve Üstad, üstelik sened de vermeden iki bin lira daha almış oldu.

Üstad’ın diğer bazı eserleri de bu gibi zaruretlerle vucud bulmuştur…”

Ya işte böyle bakın Cumhurbaşkanı Danışmanı Kadir Mısıroğlu Necip Fazıl ile ilgili neler anlatıyor:

“…Üstad‘ın kumar iletine müptela olduğunu kendisiyle şahsi münasebet tesisinden çok evvel öğrenmiş bulunuyordum. Esasen bu durum gizlenemez bir surette gazetelere kadar aksetmiş ve malüm-i alem olmuştu.

Buna rağmen O’nun böyle bir zaafı olduğunu bilmemezlikten gelmeyi tercih etmiştim. Esasen o da etrafındaki gençleri kaçırmamak için bu “tecahul-i arifane” yi kabullenmişti. Bu gibi kusurları ile alakalı bahislerde bizlere karşı temkinli hareket eder, aksül’amelimizi yoklaya yoklaya açılırdı.

Üstad o zamanlar İstanbul’un Anadolu yakasında otururdu. Çoğu kere kendisini Eminönü’nde vapurdan çıkarken karşılar ve Cağaloğlu’na birlikte çıkardık. O zamanlar Sirkeci’deki Konyalı Lokantası’nın karşısında bir baraka büfe vardı. Buradan at yarışlarına aid listeyi alır, sonra Bab-ı Ali yokuşuna varmadan meşhur Beşir Kemal Eczahanesi’nin karşısında mevcud lüks bir berber salonuna gelirdik. Burada tıraş olurken yarışlar hakkında müdavele-i efkarda bulunurdu. Orası bu işlerin çokça konuşulduğu bir yer olmalıydı ki Üstad her hafta birkaç kere burada tıraş bahanesiyle mutlaka uğrar ve yarışacak atların durumunu öğrenmek ihtiyacını duyardı.

Tekerrür eden bu hadiseler O’nun at yarışlarına aid merak ve alakasını gösterdiği halde aramızda buna dair herhangi bir şey konuşulmazdı. Sadece at hakkında yetiştiricilikten biniciliğe kadar zuhur eden her vesile ile bir şeyler anlatır ve bunları o kadar ballandırırdı ki, at sevgisinin O’nda bir nevi ihtiras halinde olduğu görülürdü. Feneryolu’ndaki köşkün bahçesinde barındırdığı bir atı süvari biçimi bir kıyafetle tımar edişlerine, tramvay caddesinde bu atla gezintiler yaptığına defaatle şahid olmuşumdur. Atı okşayışı nazlı bir sevgiliyi okşayıştan farksızdı.

Sanırım 1958 yaz aylarında idi. Bir Pazar günü yurda telefon etti. Sirkeci’deki Büyük Postahane‘nin önünde randevulaştık. Buluştuğumuzda selam kelamdan sonra, amirane bir tavırla:

“-Çıkar cüzdanını bakayım, kaç paran var?!” dedi.

Cüzdanımı çıkardım ve içini açıp gösterdim: içinde sadece bir onluk bir de beşlik olmak üzere onbeş lira para vardı. Yüzünü astı. Zira para azdı. Buna rağmen “Bunları alıyorum!..” dedi ve ilave etti.

“- Kumar haramdır. At yarışında bahs-i müşterek oynamak da kumardır. Ancak haramı, haram kabul ederek işlemek sadece günahtır. Allah ise, gafururrahim’dir. Bu parayla ben Veli Efendi’ye gidip at yarışlarında bahs-i müşterek oynayacağım.”

Bu sözleri söyledikten sonra yüzüme baktı. Göz göze geldik… Kumar işini benimle ilk defa olarak açıkça konuşuyordu. Yüzümün ifadesi pek hoşuna gitmedi. Demek ki suret-i haktan görünememişim. Esasen hayatta en büyük za’afım veyahud da meziyetim budur. Ne muhabbetimi ve ne de husumetimi gizleyebilirim.

Beni yatıştırmak için birkaç söz daha söyledi ve sonra bir sonra bir teselli mükafatı gibi:

“– istersen sen de benimle gel!.. Atları seyredersin!..” dedi. Ben de gayri ihtiyari “– Peki!..” dedim. Bu cevabı beklemiyormuş ki pek memnun olmadı.

“– İçeriye giriş bedeli onbeş liradır!.. Bizimse sadece onbeş liramız var!..” dedi.

Demek ki kendisinde hiç para yoktu. Üstad böyle zamanlarda tramvay veya otobüsle seyahat eder ve bilet almayarak basın kartını gösterirdi. İlave etti:

“–Benim at yetiştiricilerine mahsus kartım vardır. Onunla içeri parasız girilir. Aksiliğe bak ki o da yanımda değil!..Olaydı onu sana verirdim, mes’ele kalmazdı. Beni tanıdıkları için kart sormazlar!.. Acaba ne yapsak!..”

Üstad benim;

“– Vazgeçtim, ben gelmiyorum!..” dememi bekliyordu, ben hep susuyordum. O da bu tavrı bir güceniklik gibi anlıyor ve beni teselli ihtiyacını duyuyordu.

Dedi ki;

“Pekala!.. Madem ki istiyorsun, o halde gel!.. Tam turnikelerin önüne gelince beni buyur ederler,

Ben de sana: “Kadir!.. Gel!..” derim, geçebilirsen ne ala!.. Hiç tereddüt göstermeden kararlı bir şekilde arkamdan gelmelisin. Aksi halde bilet sorarlar. Haydi bakalım!..”

Bu karar üzerine Sirkeci garına geldik. Cebimdeki bozuk paralarla ihtiyaten gidiş dönüş bileti aldım.

O’nun basın kartı vardı. Trene bindik. Yarım saat sonra Veli Efendi Hipodromundaydık. Tam turnikenin önüne geldiğimizde oradaki bilet kontrolcüleri hizmetkâr tavırla Üstad ı buyur ettiler. Belli ki burada O’nu yediden yetmişe herkes tanıyordu.

Adamlara;

“Merhaba!.. Nasılsınız?!..” dedikten sonra hafifçe geriye dönerek ve amirane bir tavırla:

“Gel Kadir!..” dedi.

İhtimal adamlar beni O’nun seyisi filan zannettiler. Acılan turnikeden arka arkaya geçtik. Birkaç adım ilerledikten sonra hiç arkaya bakmadan ve hafif bir sesle;

“Sakın geriye bakma!..” dedi. Emin adımlarla turnikeden uzaklaştıktan sonra:

“Heybetimizle adamları ürküttük. Bilet sormaya cesaret edemediler!..” dedi.

Seyircilere mahsus bölümde bir yer bulup oturduk. Yakındaki kimselerle kısa kısa fikir teatisinden sonra hangi ata oynayacağına karar vermiş olacak ki; gişeye gitti ve biletlerini alıp döndü. Az sonra uzun uzun ziller çaldı. Bu ‘’gişe kapanıyor, yarış başlıyor’’ demekmiş.

Yarış esnasında Üstad ı görmeliydiniz. Para yatırdığı atın önde gitmesine seviniyor, geri kalmasına üzülüyor!.. Zaman zaman ayağa kalkıyor, bazen dizlerini dövüyordu. Hasılı adeta bir çocuktu. Bu hal bir iki seans sürmüştü ki Üstad:

“Başka paran yok mu?!” diye tutturdu.

“Ne parası?!..Hepsini size verdim ya!..” dedim ve param olmadığını göstermek için cebimde kalan bozuk paraların hepsini avucuma alarak;

“İşte bunlar’!” dedim.

Ani bir hareketle avucumdaki bozuk paraları kaptığı gibi gişeye koştu. On onbeş dakika sonra bunlar da bitmişti. Yarışsa devam ediyordu. Üstad bin aşina para isteyebileceği derecede samimi olduğu birini bulabilmek ümidi ile etrafta bir müddet gezindikten sonra:

“Hadi gidiyoruz!..” dedi. Sonra aklına geldi:

“A!.. Sahi senin bütün paranı verdik. Geriye nasıl gideceksin?..” diye sordu.

“Mesele değil, benim biletim gidiş-dönüş!..” dedim. Sevindi. Trende hep kıl payı ile büyük bir parayı nasıl kaybettiğinden, yarışlardaki sürprizlerden bahsetti.

Sirkeci’ de kendisinden ayrılıp da yaya olarak Beyazıt’ın yolunu tuttuğum zaman Üstad’la aramızda bir perdenin yırtıldığını hissediyordum. Bu büyük insanın şu küçüklükten nasıl olup da kendisini kurtaramadığına dair muamma ile kafam karmakarışıktı…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner72