İçerde ve dışarıda iyice sıkışmış olan iktidar her dönemde iş gören (bir dönem ayaklar altına aldığı) milliyetçiliğe tekrar sığınarak Barış pınarı harekâtını gerçekleştirdi, bununla önünü açma şansını bir kez daha denedi. Cumhur ittifakının oylarının bu harekât ile 4 puan arttığı yönünde Metropol şirketinin araştırması yayınlandı. Ancak harekâtın bittiği göz önüne alındığında iktidarın yeni “milli güvenlik meseleleri” bulması gerekecek, çünkü bu oy geçişinin kalıcı olması pek beklenmiyor. Son birkaç günde Erdoğan’ın ve Savunma Bakanı Akar’ın “amaçlar gerçekleşmedi, harekât devam edebilir, hâkimiyet alanı genişletilebilir” türünden açıklamalarının sebebi, siyaseten elde edilen avantajın sürdürülmek istenmesi olmasın?

Harekâtlar sürerken bu kararların muhtemel sebepleri ve asıl dayanakları ile ilgili yorum ve fikir üretmek hainlikle eş anlamlı tutuluyor. İktidarın uyguladığı ve sık değişen (hatalı oldukları kanıtlanan) dış politikalarının sorgusuz-sualsiz desteklenmesi hep “milli duruş, milli dava” olarak dayatılıyor.

İktidar ülkeyi içine soktuğu ekonomik, siyasal ve uluslararası her sıkıntılı dönemde “yeni bir istiklal harbi veriyoruz” diyerek kendi hatalarını dış etmenlere atfediyor. Böylece kendi krizini militer-milliyetçi bir alana taşıyarak iktidar sorumluluğundan kaçınmaya çalışıyor. Tartışmalı tüm bu konular “dokunulmaz” alanlar haline getirildiği için de muhalefetin önemli kesimi (düşmanlaştırılmak riski sebebiyle) kendini iktidarın arkasında hizalanmak zorunda hissediyor.

ULUSAL GÜVENLİK Mİ SİYASAL SONUÇ BEKLENTİSİ Mİ?
Yürüttüğü dış politikaları iyice açığa düşen siyasal iktidarımıza karşı tüm dünyada üst seviyede öfke var. Tüm krizlerden güçlenerek çıkma çabasında olan iktidar ise hala buradan iç politik nemalanma peşinde ve “dış dünyaya karşı içerde kenetlenme” söylemini, siyasal iktidara koşulsuz ve tam destek eksenine taşımaya çalışıyor. Erdoğan’ın Barış Pınarı harekâtı sırasında “Milletimizin her bir ferdini AK Parti kadrolarında görev almak üzere partimiz safına katılmaya davet ediyorum” sözleri başka nasıl okunabilir ki?

AKP sözcüsü Mahir Ünal’a “yeni kurulması beklenen siyasi partiler AKP’den kopmalara ne şekilde etki edecek” şeklinde soru yöneltildiğinde; “Barış Pınarı harekâtına verilen destek yüzde 82’de” diye yanıt veriyor. AKP yöneticisi siyasi bir soruya ulusal güvenlik çerçevesinde yanıt vererek, bu harekâttan siyasi bir sonuç devşirmeye çalıştıklarını gizlemiyor. Erdoğan, Mahir Ünal ve diğer AKP siyasetçileri bu tutum ve açıklamalarıyla belki de harekâttan asıl beklentinin siyasi kazanım olduğunu ifşa etmiş oluyorlar.

'GÜVENLİK VE ÖZGÜRLÜKLER' İKİLEMİ
İktidarlar, özellikle oturmuş demokratik kurum, kural ve sistemlerin olmadığı ülkelerde iyice sıkıştıkları dönemlerde bu sorunların görmezden gelinmesine veya en azından ötelenebilmesine çalışırlar. Böylesi sıkışmış iktidarların ilk başvurduğu can simidi öncelikle ve hep “milli güvenlik, dış tehdit” gibi kavramların öne çıkarılması olmuştur, ki bu durumdan muhalefette iken Erdoğan da şikayetçiydi. Bugün ülkede tam olarak bunu yaşıyoruz.

Tüm demokratik dünyada “güvenlik ve özgürlükler” ikileminde bir denge oluşturulmaya çalışılır. AKP iktidara ilk geldiği yıllarda özgürlükleri öne çıkarmıştı. Ancak uzun bir süredir iktidarını sürdürebilmek için iç ve dış tehditler algısını abartılı şekilde öne çıkartarak bu dengede topuzu iyiden iyiye “güvenlik” eksenine kaydırdı. Ülke bir “milli güvenlik devleti”ne dönüştürüldü, seçimlerde “beka” meselesi ülkenin ana sorunu olarak sunuldu ve iktidarlarının geleceğini bu algı üzerinden sürdürmeye çalışacakları anlaşılıyor.

AKP ilk başlarda hedef olarak ilan ettiği demokratik batı dünyasından bambaşka bir yere savruldu. Türkiye bugün, tarihinde hiç olmadığı kadar hem doğu, hem batı dünyasından iyice dışlanmış durumda. İktidar başından hatalı olduğu belli olan iç ve dış politikaları ile ülkeyi dış dünyadan soyutlarken, sürüklendiği bu dışlanmışlığı milliyetçilik ve inanç değerleri çerçevesinde topluma “onurlu yalnızlık” kılıfında kabul ettirme çabası içinde. Gelinen bu duruma tabana ikna etmek için, (sonu nereye gideceği belli olmayan) içi boş bir “Türk’ün Türk’ten başka dostu yok” sloganı üzerinden durumun kabullenildirilmesine çalışılıyor.

ASKERDEN İKTİDARA İMAJ TRANSFERİ
Halkla İlişkiler çalışmalarına “Public Relations” kelimelerinin ilk harfleri olan PR deniliyor ve “piar” şeklinde okunuyor. PR çalışmalarının amacı; itibarlı bir imaj yaratmak, hedef kitlelerin duygu, düşünce ve davranış biçimlerine etki edilebilmektir.

Bu tür planlı PR faaliyetleri arasında “imaj transferi” denilen bir çalışma türü vardır. Kitleler üzerinde olumlu izlenimi olduğu bilinen bir kişi, marka ya da ürünün olumlu imajının bir başka üründe veya markada kullanılmasıdır. Örneğin sevilen popüler bir kişinin adı parfüm markası (örnek David Beckham), kaliteli ve güçlü bir iş makinesi markasının sağlamlığının bot ayakkabı markasında (örnek caterpillar- Cat) kullanılmasında olduğu gibi.

İyice sıkışmış ve güçsüzleşmiş iktidarın, “asker”in olumlu imajı üzerinden kendisine itibar, güç ve olumlu imaj devşirmeye, bir tür “imaj transferi” yapmaya çalıştığı görülüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan 29 Ekim Cumhuriyet Bayramının 96. yıl resepsiyonda üçü sınır ötesinde olan dört ayrı yerdeki ordu birliklerimize canlı video ile bağlanarak buralardaki komutanlardan tekmil aldı. Doğu Akdeniz’de savaş gemisine, Diyarbakır ana jet üssüne, Suriye’de Resulayn ve Telabyad askeri üslerimize canlı yayınla bağlanılması, 96. yılını kutladığımız Cumhuriyet’imizin geldiği yeri özetliyordu bir bakıma.

Güçlü ordumuz, güçlü liderimiz ve güçlü iktidarımız arasında paralellik kurularak, ordumuzun pozitif imajı iktidara transfer edilmek isteniyordu. Yapılan bu başarılı PR çalışması ile kitleler üzerinde olumlu siyasal etki yaratılmaya çalışılıyordu.

İMAJ TRANSFERİ ÇALIŞMASI TERS TEPEBİLİR
Şu da var ki, bu imaj transferi çalışmalarında ortaya konan ürün beklenen performansı göstermezse ters etkileşim de söz konusu olabiliyor. İmajı güçlendirilmek istenen yeni ürün vaat edilen kalitede değilse, pozitif imajlı önceki ürün PR çalışması sonucunda imajı zayıf olan yeni üründen zarar görebiliyor, şöyle ki;

Ordunun olumlu imajını kendisine transfer etmeye çalışan iktidarın diğer uygulamaları olumsuz olursa, iktidarın olumsuz imajı sonuçta saygın ordu kurumunun olumlu imajına zarar verebilir. Asker’in siyasallaştırıldığı, milletin ve devletin olmaktan çok iktidarın ordusu olmaya yönlendirildiği izlenimi ve eleştirileri gelebilir. İşte tam da bu yüzden siyasetin kışladan ve camiden uzak durması prensibi demokrasilerin temel kurallarından olmuştur.

Bugün Cumhuriyet’in 96. kuruluş yıl dönümünde dışarıda operasyonlarda olan ordumuz ile mi gurur duymalıydık sadece? Dünya ülkeleri içinde demokrasisi, refahı, bilimsel, kültürel, sosyal gelişmişliği ve bunlardan kaynaklanan saygınlığı ile gurur duyduğumuz bir ülke olamaz mıydık? Hadi bugün bu noktada değiliz; gelişmiş, güçlü ve saygın dünya devletleri arasında yer almak yönünde bir niyet ve çaba görüyor musunuz siz hiç?
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.