"Ailemizin acısına saygısızlık ettiler"

Röportaj: Serpil Dursun

Kanseri yenmesine rağmen geçtiğimiz hafta yaşamını yitiren usta oyuncu Kemal İnci’nin kendisi gibi oyuncu olan yeğeni Ayça İnci ‘Amcam, sabaha karşı kalp krizi geçirdi. Basındaki gibi öyle ‘evinde ölü bulundu’ gibi yalnız başına falan değildi. Bütün hastalık süresince yeğeni, kendi kızı yanındaydı.’ şeklinde açıklama yaparak basına sitem etti

Alışılanın dışında yönetmenlikten oyunculuğa geçen, senaryo yazarı, şair ve oyuncu Kemal İnci 5 aydır lenf kanseriyle mücadele ediyordu. Kanseri yenerek bunu kutlayan İnci, geçtiğimiz hafta sabaha karşı kalp krizi geçirerek henüz taşındığı İzmir’deki evinde yaşamını yitirdi. Susuz Yaz’ın senarist kadrosunda yer alan oyuncu, Hülya Koçyiğit gibi birçok ismin önünü açmış birçok projeye imza atmış, film ve dizilerde oynamış, şiirler yazmıştı. Fakat usta oyuncunun cenaze törenine katılımın ve taziyelerin pek az olması dikkatleri çekti. Kemal İnci’nin yeğeni Ayça İnci, amcasının son yolculuğunda yalnız bırakılmasından duyduğu üzüntüyü ve medyanın ‘evinde ölü bulundu’ abartılarından rahatsızlık duyduğunu Toplumsal’a anlatarak bir kez daha sitem etti.

Öncelikle başınız sağ olsun. Kemal İnci ölüm anlamında Bilal İnci’yle neredeyse aynı kaderi paylaştı. Medyada ise ‘Evinde ölü bulundu.’ söylentilerine ne diyorsunuz?

Dedem Bilal İnci, uykusunda şekere bağlı kalp krizi geçirdi. Kemal İnci 5 aydır kanser tedavisi görüyordu. Babam ve kızı yanındaydı sürekli. Hastaneye yakın olsun diye Karşıyaka’ya daha yeni taşınmışlardı. Kanseri yenip kutlamasını yapıp pastasını kesip ‘Ben bunu da yendim artık bir kitap daha yazma zamanı geldi.’ dedi. Sabaha karşı da kalp krizi geçirdi. Basındaki gibi öyle ‘evinde ölü bulundu’ gibi yalnız başına falan değildi. Bütün hastalık süresince yeğeni, kendi kızı yanındaydı. Yalnız değildi. Maalesef Yeşilçam içindeysen sefalet içinde ölmen gerekiyormuş gibi bir algı var. Çok ayıp ediyorlar. İnsanların acısına saygısızlık ediyorlar. Bir kere İnci sülalesine yapılan bir saygısızlık. Çünkü basın en iyi şekilde hem Bilal İnci’yi hem Kemal İnci’yi tanıyor. Gazeteciler de basından arkadaşlar bizim restoranlarımıza gelip yemek yerlerdi. Sefalet içinde ölecek bir aile değil bu. Bilal İnci’nin de Kuşadası’nda evi vardı. Kuşadası’nda yaşıyordu. ‘İstanbul’da bir otel odasında ölü bulundu’ gibi saçma sapan bir şey yazdılar. İstanbul’da sinema filmi çekmeye geliyordu. Ben hatta bende kalmasını söyledim. Kendisi de ‘Kızım ben geç yatıyorum. Televizyon seyrediyorum. Rahat etmek istiyorum. Almanya’dan bir arkadaşımın oteli var Beyoğlu’nda ben orada kalacağım.’dedi. Bu şekilde dedem de otelde ölü bulunmuştu. Sırf başlık dikkat çeksin diye maalesef ölüme, ölen kişinin sanatçı kimliğine saygısızlık ve onun ailesine de saygısızlık olduğunu düşünüyorum. Bu da ayrıca ülkemizin ve Yeşilçam’ın da bir ayıbıdır o zaman. Sefalet içinde ölüyorsa yıllarını vermiş bir insan (Bizimki öyle değildi. Maddi manevi birbirine bağlı bir aileyiz) orada bile sefalet içinde öldü yapılmaması gerekiyordu öyleyse de zaten bu toplumun ayıbıdır. Bu sektörün ayıbıdır. Bir sendikası bir maaşı olmaması toplumun ayıbıdır.

‘Belki şiirlerini besteleyip şarkısını okurum’

Yazmak istediği yeni bir kitabın konusundan bahsetmiş miydi hiç?

Ben bilmiyorum açıkçası. Belki otobiyografi yazmak istiyordu. Kendisiyle ilgili hastalığını atlatmakla ilgili olabilir. Yeşilçam anıları kitabı da kendi anılarıyla ilgiliydi. Şiirleri var. Kendisi bana hep ‘Bu şiirleri besteleyin şarkı yapın’ falan diyordu. Belki ileriki zamanlarda bir şiir albümü yapabilirim. Belki birkaç tanesini besteleyip şarkısını söyleyebilirim. Bilemiyorum şu an çok yeni her şey. Kitaplaşmış şiirleri var. Şiirlerini okuduğum bir albüm birkaç tanesini de şarkı yaparak şarkı olarak da söylediğim bir şey olabilir. Dedemi yaşatmak adına böyle bir şey yapabilirim. Ben yaşadığım sürece Bilal İnci ve Kemal İnci anılsın istiyorum tabi ki.

Kemal İnci’nin sanat yaşamı nasıl geçti?

Dolu dolu sinemayla geçti. 1954’ten 2018’e kadar dolu dolu sinemayla geçti. Set işçiliğiyle başlayıp yönetmen oldu. Yönetmenlikten oyunculuğa. Oyunculuktan bestekarlığa. Senaryo yazarlığından kitap yazarlığına dizi oyunculuğuna. Bir çok yere sıçrayarak son anlarına kadar daha hala Şafak Sezer ile Kolpaçino, Ahmet Kural ile Düğün Dernek’te oynamıştı en son. Hatta kendi imkanlarıyla kitap fuarlarında stant kiralayarak kitap imzalayıp kitaplarını satıyordu. Son anına kadar görev yapıyordu.

“Karizmatik sesli meslektaşım”

Bize Kemal İnci’yi anlatır mısınız?

Çok doğal bir oyunculuğu var. Sevecen, babacan, sohbet etmeyi seven, çok kitap okuyan, yemeğin de güzelini seven, kendi şarabını yapardı, kayısı ve enginar yetiştirirdi bahçesinde, kendi bahçesi vardı. Hoş sohbetli, dans etmeyi çok sever. Biz onunla amca yeğenden çok arkadaş gibiydik. Hiçbir zaman unutamayacağım, bana her telefon açışında ‘karizmatik sesli meslektaşım benim’ diye açardı.

Kemal İnci’nin yaşama karşı duruşu nasıldı?

Hayatını tamamen sinemaya adamış birisiydi. Bu ülkede Atatürk’ün ölümünden beri eleştirilecek çok şey var. Ben çocukluğumdan hatırlıyorum, bu halk hiçbir iktidarı sevmemiştir. Hep eleştirmiştir. Halk hep kıt kanaat geçinmiş. Hangi parti kim olursa olsun. Sağ parti de olsa sol parti de olsa halk iktidarda olanı hep eleştirir. Oy attığın partiyi hep eleştirirsin. Özgürlük budur zaten. Kemal amcam da tabi yanlış olan şeyleri eleştirirdi.

İki büyük usta oyuncunun yeğeni ve torunu olmak nasıl bir duygu?

Şu an çok daha garip hissediyorum kendimi. Çünkü onlar yaşarken çok farkında olmuyorsun. Ama çocukluğumda bizim Bodrum’daki, İzmir’deki restoranlarda dedemden imza alırlardı. Ben çok ufaktım utanırdım, tuhaf gelirdi. Niye imza alıyorlar diye garip gelirdi. Sonradan ben bunu, çok doğal karşıladım. Çünkü ben çocukluğumdan beri tanınmış bir ailenin içindeydim. Ben kendim anlam veremiyorum, beni sokakta tanıdıklarında unutuyorum oyuncu olduğumu beni televizyondan, diziden tanımış olabileceklerini. Geçmişte çok farkında değildim de şimdi daha garip geliyor. Dedemin ve amcamın ölümünden sonra onların ne kadar kıymetli insanlar olduğunu, ne kadar çok eser bırakmış olduklarını. Herkese söylemiyorum ama onların kim olduklarını nerden gelip ne yaptığını neler üretip bıraktığını bilmemesi. Mesela İzmir’de kalkmıştı amcamın cenazesi, uzakta olduğu için gelemeyebilirlerdi ama bire taziye ya da bir çiçek gönderebilirlerdi.

"Hülya Koçyiğit kendisine kapı açan Kemal İnci’yi son yolculuğunda yalnız bıraktı"

Amcanızın cenazesine fazla katılım olmaması hakkında ne söylemek istersiniz?

Bir tek Müjdat Gezen’e çok teşekkür ediyorum. Çünkü bir tek onun çelengi vardı. Çünkü en iyi arkadaşlarından biriydi amcamın. Geçenlerde izlediğim bir belgeselinde, Hülya Koçyiğit’i sinemaya nasıl soktuğunu anlatıyordu. 15 16 yaşındaydı. O kadar insanla anıları var, o kadar insanla çalışmış. Bilmiyorum yani tuhaf geldi. Hayattaki amacımız huzur ve aile olduğunu fark ettim. Bu kadar çok iş kolik olup da e oluyor vefat ettiğinde kendi iş sektörün sana sahip de çıkmıyor. Öldüğünde çocukları torunları yeğenleri yanında o yüzden önemli olan huzur ve aile olduğunu fark ettim. Yarın öbür gün gelmeyenlerin sanatçıların da olacak. Ölüm artık son uğurlama. İki elin kanda da olsa ben bir insanı tanıyorsam çalıştıysam bir şekilde elimden gelenin fazlasını yapmaya çalışırım. Gelemeyip tweet atan insanlar da oldu. Ama en çok çalıştığı insanlar yoktu.

Kemal İnci’nin vefatından önce ‘keşke şunu da yapsaydık’ dediğiniz bir şey var mı?

Dedemle vakit geçirmedim amcamla geçirdiğim kadar. Dedemle de amcamla da aynı projede yer almak isterdim. Bir tek o var.

Sinema ve diziye gönül vermiş onlarca projeye imza atmış iki usta oyuncunun yeğeni ve torunu olarak sizin sinemaya girişiniz nasıl odu? Aileden gelen bir şey mi?

Aileden ne kadar gelirse gelsin içinizde yoksa olmaz. Ben ilk 15 yaşında, Kartal Tibet’in yönettiği bir televizyon dizisinde oynadım. Lisede öğrenciyken, o zamanlar zaten mankenlik, fotomodellik, reklam filmleri ve kliplerde, harçlığımı çıkartıp o tip şeylerde oynuyordum. Liseden sonra da Ali Poyrazoğlu ve Müjdat Gezen’de eğitim görerek oyunculuğa devam ettim. Aldığım eğitimlerle diziler sinema filmleri ve tiyatro oyunları hala devam ediyor.

Şu an ne yapıyorsunuz?

Şu an yeni bir oyunun provalarını alıyoruz. Diziyle ilgili görüşmeler var. Bakalım yeni sezonda neler olacak? Geçen yıl devam eden bir oyunum daha var. Muhtemelen bu sene onu da onarım.

Hangi oyun?

“Annem 40 yaşında babaannem 20” oyunu. Ercüment Doğan, Suzan Aksoy, Kemal Kuruçay kadromuz. İlk oyun 26 Ekim’de oynanacak.

‘Dedemi yaşatmak için çöp şiş restorantı açtım’

Başarılı bir oyunculuğunuz var. Çöp şiş Restorantı açma fikri nasıl oluştu?

Ben Akasya Durağı dizisinden ayrıldığımda elimde toplu bir para vardı. İstemediğim dizilerde de oynamak istemiyordum. Ne yapsam diye düşünürken geçinebilmek adına yatırım olmasını istemiştim. Oyunculuk yapmadığım dönemde geçimimi sağlasın diye ne yapsam diye düşündüm. Aklıma bu geldi. Dede mesleği çöp şiş. Hatta babam gelsin başında dursun diyerek burayı açtım. Tabi sadece bu değil, soy ismimiz en iyi şekilde anılsın diye ben elimden geldiğince hep mesleki anlamda dedemi yaşatmaya çalıştım. Aile işi olan çöp şiş restaurantçılığında yaşatmaya çalışıyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.