Ah şu yüzde 50+1 dayatması!

16 Nisan 2017 referandumu ile kabul edilen ve 24 Haziran 2018 erken seçimleri ile uygulamaya konulan, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” denilen yeni sistem daha ilk yılını doldurmadan her bakımdan tıkandı. Dünyada eşi benzeri olmayan, bu sebeple “Türk tipi” denilen bu ucube sistemin işlemediği iktidar ve besleme medyası tarafından da artık kabul edilmekte. Erdoğan’a özel dizayn edilen […]

16 Nisan 2017 referandumu ile kabul edilen ve 24 Haziran 2018 erken seçimleri ile uygulamaya konulan, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” denilen yeni sistem daha ilk yılını doldurmadan her bakımdan tıkandı. Dünyada eşi benzeri olmayan, bu sebeple “Türk tipi” denilen bu ucube sistemin işlemediği iktidar ve besleme medyası tarafından da artık kabul edilmekte. Erdoğan’a özel dizayn edilen yeni sistemin işletilebilmesi için şimdi değişik formüller bulunmaya çalışılıyor.

Muhalefet bu sistemin tıkanmasından söz ederken, Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile güncel sorunların giderilmeye çalışıldığından, deneme yanılmalarla da sorunların çözülemediğinden bahsediyor. Mevcut yasalar Anayasa’daki köklü sistem değişikliğine uygun hale getirilemediği için bürokrasinin tıkandığı, sorunların gitgide yığıldığı görülüyor.

İKTİDARIN SİSTEM SORUNU BAŞKA

İktidarın da sistemle ilgili yakınmaları var, ama onların bahsettiği “sistem tıkanması”, yukarıda bahsettiğim türde bir işleyiş sorunu değil. Meşhur bir deyim vardır ya; “koyun can derdinde, kasap et derdinde”, hah işte, milletin derdi “can”, onların derdi ”et”! Yani iktidarlarının devamı onların tek sorunu.

Yeni sistem oturmamış, sorunlar artarak devam ediyormuş, mevcut ekonomik kriz, işsizlik ve enflasyonun temel kaynağı zaten bu yeni sistemmiş! Bunlar çok da mühim şeyler değil, bir şekilde aşılır, aşılmasa da zaten hepsinin sebebi “dış mihraklar”! Onların artık tek derdi var, iktidarın yüzde 50+1’e muhtaç olması meselesi.

YOKSA TARİHİ BİR OYUNA MI GELDİLER?

Devlet Bahçeli güya “fiili durumu yasal duruma getirmek için” Erdoğan’ın başkanlık hayalinin gerçekleşmesinde o tarihi adımı attı malum. Şimdi iktidar cenahında bu mesele “o atılan şey tarihi bir adım mıydı yoksa tarihi başka bir şey miydi(!)” diye kara kara düşünülüyor. Erdoğan ve AKP yeni sistemde iktidarı elde tutmak için artık yüzde 50+1’e, bunu almak için de kilit bir parti desteğine muhtaç hale gelmişti. Önceki sistemde yüzde 35’ler civarında oylarla tek başına iktidarlarını ne güzel sürdürür giderlerdi, nasıl da gelmişlerdi böyle bir “tufaya”?

Artık AKP+MHP oylarının yüzde 50 bandının altına düştüğü görülüyor ve mutlaka bir çıkış bulmaları gerekiyor. Erdoğan ve kurmaylarının şimdilerde iktidarın sürmesi için bu yüzde 50+1’e mahkûm olmadan ve Başkanlık sisteminden de vazgeçmeden yeni bir “formül” üzerinde çalıştıkları söyleniyor. Ben de bu yerel seçimler sonrası böyle bir gelişmeyi gerçekten bekliyordum.

Zaten tüm sistem değişikliği ve yeni Anayasa, Erdoğan’ın (mümkünse) yaşamı boyunca iktidarı elden bırakmaması üzerine kurgulanmıştı, ama bu kurgunun yürüyemeyeceği oldukça erken anlaşılmıştı. O zaman mevcut kurgunun derhal revize edilmesi gerekiyordu. Akla ilk gelen çözüme göre, Başkanlık seçimlerinde en çok oy alan Cumhurbaşkanı adayının ilk turda seçilmesi sağlanır, olur biterdi. Muhalefetin tek aday etrafında kolayca toparlanamayacağı varsayımı üzerine kurulu bu çözüm o kadar işlerine gelmeyebilir tabi. Yenilenen İstanbul seçimlerinde muhalefetin iktidar karşısında tek aday etrafında birleşebileceği İmamoğlu örneğinde görüldü çünkü. Sistem, iktidarlarının devamını sağlayacak çözümler üzerinden artık tartışmaya açıldı.

YÜZDE 50 ŞARTI DA “DAYATMA” İMİŞ!

İktidarın yarı resmi yayın organı Star Gazetesi yazarı Nuh Albayrak “Yüzde 50 şartı gitmeli, başkanlık sistemi devam etmeli” başlıklı yazısında tam da bu görüşü öne çıkardı ve; “Yüzde 50 dayatmasıyla siyaseti sun’i kamplaşmalara zorlamak yerine, “katılanların oy çokluğu” esas alınabilirdi. Madem sistemi tartışıyoruz, vatanı ve milleti için siyaset yapan herkes bütün önyargıları bir tarafa bırakarak, “yüzde 50 artı 1” zorunluluğu başta olmak üzere yeni sistemin aksayan yönlerini düzeltmeli ve millet bu sistemle yoluna devam etmelidir” dedi.

Bunlarda şöyle bir anlayış var; “AKP ve Erdoğan her şekilde ve bir şekilde, kendisi istemeyene kadar iktidarda kalacaktır. Bunun için gerekli sistem değişikliklerini yaptık ama yeterli olmadı. Öyle veya böyle bu iktidar süreceğine göre, sistem Erdoğan’ın iktidarının sürekliliğine uygun hale getirilmelidir.” diyorlar. Muhalefet de kendilerine “oldu, tabi tabi!” diyecek!

TÜRK TİPİ BAŞKANLIKTAN ERDOĞAN TİPİ BAŞKANLIĞA

Yeni sistemin ilk tartışıldığı günlerde, başkanlık sistemine neden karşı olduğumu soranlara şu yanıtı veriyordum; “dünyada parlamenter demokrasi ve başkanlık olarak bilinen iki farklı ve yaygın demokratik sistem var. Her ikisi de kurallarına ve mantığına tam uygun olarak işletildiğinde bir sorun olmaz. Ama Erdoğan’ın istediği, demokratik dünyada uygulanan denge-denetleme sistemine uygun bir başkanlık sistemi olamayacak, kendine uygun bir sistem kuracaktır” diyordum.

Nitekim Mart 2015’de Erdoğan şöyle bir beyanat vermişti; “Ben Başkanlık sistemiyle ilgili konuyu siyasetçi olarak hep gündemde tutmuş bir insanım. Dünyanın neresinde başkanlık ya da yarı başkanlık sistemi uygulanıyorsa bir arı marifetiyle faydalı olanları alır kendi sistemimizi ortaya koyarız demişimdir. Biz kendi sistemimizi kurma kabiliyetine sahip bir ülkeyiz” demişti.

Dünyada uygulanan denge denetleme içindeki demokratik başkanlık sisteminin Erdoğan’ın işine gelmeyeceği; yasama, yürütme ve yargının tüm kontrolünün elinde olacağı bir tek adam sistemi arzuladığı ortadaydı. Bu arzusunu yerine getirdi ancak şu yüzde 50+1 meselesinin bu kadar erkenden kendilerini zorlayacağını hesaba katmamışlardı anlaşılan. Şimdi önlerindeki bu en önemli sorunları ile ilgili çözüm önerilerini artık daha sık duymaya başlayacağız.

Ülkenin iç ve dış sorunları, ekonomik kriz, işsizlik, ABD ile S-400 ve F-35 sorunları vesaire… Bu gibi sorunlar “fani” işler, bir şekilde aşılır, aşılamazsa da kıyamet kopmaz! Ama iktidarın elden gitmesi, (Tanrı korusun) işte onların kıyamet budur!

Aile yapılarına göre cinsel eğitim nasıl olmalıdır

Bireyin cinsel gelişimi bebeklik dönemiyle başlar. Dolayısıyla çocuğun cinsel eğitiminde ailenin rolü büyüktür. Değişen aile yapılarına göre;  çocuğa verilecek eğitimin nasıl olacağı ve eğitimi...

Ergenekon işbirlikçileri (2)

04.06.2008 tarihinde ise gizli tanık Deniz, Ergenekon savcısının istemi ile Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı’na 2009/55 talimatla ifade veriyordu. Dönemin İP’lileri gizli tanık Deniz‘in ifadelerinin ardından, gizli...

LGS Bilmecesi

LGS sonuçlarının açıklanmasının ardından 1 Temmuz’da başlayan tercih işlemleri 12 Temmuz’da sona erecek. Tüm öğrencilerin ve velilerin nasıl tercih yapacakları konusunda kafaları tamamen karışmış...

Gözlerde yaş yoksa Ruh, gökkuşağına sahip olamaz

Bugün, Kızılderililerle ilgili bir şeyler paylaşayım istedim… Bir zamanlar, kendilerine has giyim kuşamları olan, Yüzlerini boyayan, Başlarına tavuk tüyleri diken doğa sevdalısı insanlarla  ilgili yani... “ Benim çocukluğumda okuduğum...

Ah şu yüzde 50+1 dayatması!

16 Nisan 2017 referandumu ile kabul edilen ve 24 Haziran 2018 erken seçimleri ile uygulamaya konulan, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” denilen yeni sistem daha ilk...