TSK nın “Zeytin Dalı Harekâtı” ismi verilen Afrin operasyonunun dördüncü gününde başarılı şekilde sürdürüldüğünü öğreniyoruz medyadan. TV ekranlarında konuyu ele alan uzmanlar duvarda ki kuzey Suriye haritası üzerinden bizlere detaylar aktarıyorlar. “Strateji uzmanları” hangi kuvvetlerin ülkenin hangi bölgesine hakim olduğunu renklendirilmiş bölge haritası üzerinde detaylı şekilde anlatıyorlar. Sokakta ki ortalama yurttaşın bu harekatın haklılığı konusunda en ufak şüphesi yok.

Nereden bu noktaya geldik, bu harekatta neler oldu, yakın ve uzak beklentiler nedir, harekatın ülkemiz ve bölgemizdeki arzu edilen huzur ve barışa ne ölçüde katkısı olur? Bu konular önemli ve ayrıca ele alınması gereken başlıklar. Biz konunun bir başka önemli boyutunu ele almaya çalışacağız. Sınır ötesi harekata eleştirel yaklaşanlara iktidar nasıl yaklaşıyor, iç siyasette bu konuyu nasıl kullanıyor ve kullanacak?

HER KONUDA HER ZAMAN HAKLI NASIL OLUNUR?

Ülkemizi yönetenler bölgemizdeki ve komşu ülkelerdeki sorunlara her ne şekilde müdahil olurlarsa olsunlar, hep “biz haklıyız”. İktidarın geçmiş dış politikaları, bu tür sınır aşırı konulardaki tüm öngörüleri, kararları ve uygulamaları her seferinde tartışmasız haklı ise, böyle düşünmeyenler de otomatikman “haksız” görülüyor her seferde. Bu konularda farklı düşünenler kolayca “hain” olup çıkıyor sonuçta.

Öyle ya, “Birlik ve beraberliğe her zamankinden daha fazla muhtaç olduğumuz bu günlerde” “biz öyle düşünmüyoruz” demek veya “bu kararınız ve uygulamanız ülkeyi Ortadoğu bataklığına götürür” filan demek kabul edilebilir bir fikir ve kaygı beyanı olarak görülmez, görülemez.

Karşıt düşünceye ve öngörüye sahip olanlar her seferinde haklı çıksalar da iktidardakilerin yaklaşımları değişmez. Ortadoğu ülkelerindeki gelişmeleri çok iyi takip eden ve tüm öngörüleri doğru çıkan gazeteci-yazar Hüsnü Mahalli’nin yine haklı çıktığı bir gelişme sonrası “Cumhurbaşkanına hakaret” suçundan tutuklanması olayını hatırlayalım.

“MİLLİ” KONULARDA “ÇATLAK SESLER” DERHAL SUSTURULUR!

Sınır ötesi harekat konusunda hiçbir karşıt görüşe tahammülü olmayan iktidar bu görüşünü oldukça açık şekilde ifade etti. Başbakan, “destek olan hedef olur” dedi; Cumhurbaşkanı “güvenlik gücü boynunuzda” ve “meydana çıkan bedelini öder” dedi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu “Türkiye'nin Afrin operasyonuna karşı çıkan herkes teröristlere destek vermektedir!” ifadelerini kullandı. İktidar açısından bu elverişli atmosferin devamlı kılınmasının bir hedef olduğu anlaşılıyor. Türkiye’nin ideolojik ortamında, HDP dışında kalan muhalefet zaten alınması gereken mesajı aldı ve verilmesi gereken desteği de vermeye başladı.

Cumhurbaşkanının ve hükümetin (tüm kararlarında olduğu gibi) dış politikalarının da koşulsuz desteklenmesi beklenir. Bunlara karşı yapılan eleştiriler ise direk “vatan hainliği” olarak yaftalanır. Sonraki gelişmeler eleştirenlerin haklılığını kanıtlasa bile hep gelinen son (ve vahim) duruma bakılarak; “geçmişte olan oldu, şu anda ki riski görelim ve bizim kararımızı koşulsuz desteklemek zorundasınız” denilir. Defalarca yanılmalara rağmen bu döngü devam eder ve hep “son durumun riski” öne çıkartılır. Bu son duruma hangi hatalı kararlarla gelindiği konusunu tartışmak da “hainlik” tanımının içine kolayca dahil edilir.

“BİRLİK BERABERLİĞE EN ÇOK MUHTAÇ OLUNAN DÖNEM” SÖYLEMİ

Birlik ve beraberliğe her zamankinden daha fazla muhtaç olduğumuz bu günlerde” tüm iç çekişmeler askıya alınmalıdır kuşkusuz. Siz ömrünüz boyunca hiç “birlik ve beraberliğe her zamandan daha fazla ihtiyacımızın” olmadığı bir dönem yaşadığınızı anımsıyor musunuz? Bizim ülkemiz her zaman bu “dönemi” yaşamaktadır ve bundan sonra da bu dönem kesintisiz sürecektir.

Neden her dönem bu (birlik beraberliğe en çok ihtiyaç duyulan) dönemdir? Çünkü böyle dönemlerde iktidarların akla ve gerçeklere uysun uymasın tüm kararlarının tartışmasız kabul edilmesi daha kolay dayatılır. Karşıt düşünenler daha kolay “hain” ilan edilir, güçlü iktidar çok daha güçlenir. “Anayasa, özgürlükler, eleştiri ve ifade hakkı” gibi “ayak bağı ve kafa karıştırıcı” söylemler bu dönemlerde daha kolay bertaraf edilir.

Bu dönemlerde özgürlükçü ve eleştirel yaklaşımlar halkın büyük kesimi tarafından linç kültürü çerçevesinde bastırılır, lanetlenir. Öyle ki bazen hükümetin kolluk güçlerine ve yargısına dahi iş bırakılmadan konu halledilir. Böyle dönemlerde toplumun belirli kesimlerini rahatsız eden, anayasal meşruiyeti olmayan KHK’lar, uygulanmayan ve yok sayılan Anayasa Mahkemesi kararları, temel hakların kullanılmasının engellenmesi vb. gibi konularda ses çıkartılamaz.

Yine bu dönemler AB’nin, batılı liderlerin, uluslararası basın-yayın kuruluşlarının, yurt içi ve dışı sivil toplum örgütlerinin, bilim insanlarının, muhalefetin, üniversitelerin görüşleri ve eleştirileri daha kolay reddedilir, halkın bu söylemlere düşmanlığı kışkırtılır. Böylece iktidarın eli iyice rahatlar, bir sonraki seçimin çantada keklik olması yönünde önemli kazanımlar elde edilir. Bu “milli birlik ve beraberlik” duygusunun heba edilmeden kullanılması için genel seçimlerin erkene alınması planları keyifle yapılır. İktidarımız “iktidarının devamına mahkumdur” ve tüm iç-dış meselelerin iktidarın kalıcılığı yolunda kullanılmaya elverişli argümanlar olarak değerlendirilmesi çok büyük önem taşır.

Bu “milli rüzgar” arkaya alınmışken ve tam halk üzerinde planlanan duygu atmosferi yaratılmışken İstanbul Milletvekili Metin Külünk tarafından, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a gazilik unvanı verilmesine ilişkin yasa teklifi hazırlanır. İktidar her türlü konuyu iç siyaset çerçevesinde planlama ve kullanma konusunda mahirleşince, bu sınır ötesi harekattan daha çok fazla “ekmek çıkarmak”, bir taşla bir çok kuş vurmak yapabilecekleri en iyi şeydir.

“SİLAHLAR ARASINDA KALINCA YASA SUSAR”

Antik Roma’da ünlü bir atasözü vardı: “Inter arma enim silent legas.” Yani, “Silahlar arasında kalınca yasalar susar” ya da sessizlik egemen olur. Anayasal hakların ve özgürlük taleplerinin susturulmasıyla temin edilen “sessizlik” her alanda “birlik ve beraberlik” talebinde olan iktidarın sürekliliği için çok elzem ve kullanışlı bir durumdur. O halde bu dönemin süreklilik halinde olması bir şekilde sağlanmalıdır.

İçte PKK ve FETÖ, dışta PYD, Afrin, Membiç, idlib, el bab derken “yerli ve milli” sorunların da ardı arkası gelmeyeceğini tahmin edebiliriz. Bunlar ve benzeri iç-dış sorunların her biri “iç çekişmeleri askıya almayı” gerektirecek ciddiyete sahip olacağına emin olabilirsiniz. Son on beş yıllık devlet yönetiminde “İktidarın sürekliliği gerilimin kalıcılığına bağlıdır” politikası sonucunda, “yurtta barış dünyada barış” tan, “içeride kavga dışarıda kavga” durumuna işte bu yüzden geldik.

Bu “birlik ve beraberlik” anlayışının sürekliliğinin sağlanması, kesintisiz olması yönetenlerin (ülkenin değil) bekası için çok önemlidir. Böylece tüm farklı düşünenlerin, muhaliflerin susturulması, tepelerine “yargının tokmağı” nın indirilmesi daha da kolay olur. Böyle dönemlerde gazetecilerin ve diğer sosyal medya kullanıcıların karşıt paylaşımları sebebiyle geceleyin kapıları kırılarak gözaltına alınmaları kolaylaşır. Sınır ötesi harekatın başlaması ardından sosyal medya kullanıcılarına dönük yaygın gözaltılar bu çerçevede değerlendirildiğinde daha iyi anlaşılmaktadır.

SOSYAL MEDYA KULLANICILARINA “ZEYTİN DALI”NIN ODUNU DÜŞTÜ

“Kamu Görevlisine Hakaret, Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik, Cumhurbaşkanına Hakaret, Türk Milletini, T.C. Devletini ve Devletin Askeri Teşkilatını Alenen Aşağılama ve Terör Örgütü Propagandası Yapma” gerekçeleri ile gözaltına alınan yüzlerce sosyal medya kullanıcılarının paylaşımlarının içeriğini bilemiyoruz. Belki içlerinde objektif hukuk çerçevesinde bu suç tanımlarına girebilecek nitelikte paylaşımlar da vardır. Ama iktidar sahiplerinin eleştiriden, hele ki sert eleştiriden hiç hoşlanmadığını, “demokratik ifade özgürlüğü” çerçevesindeki beyanları bile yukarıda saydığımız kanuni suç tanımlarının içerisine kolayca soktuğunu uygulamalarından çok iyi biliyoruz. Bu nedenlerle, bu göz altılar nedeni ile ilgili kaygı duymak için sağlam sebepler vardır.

Bu sınır ötesi operasyonun da “birlik ve beraberlik” anlayışı dayatması çerçevesinde iktidarın elini çok daha rahatlatmış olduğu görülmektedir. Uzun zamandır kafasını kaldıranın tepesine vurulduğu zaten görülüyordu. Bundan sonra hiçbir aykırı sese tahammül gösterilmeyeceği bu gözaltılar ve hükümetin yukarıda alıntıladığımız açıklamaları ile iyice anlaşılmaktadır.

SONUÇ : “Silahlar arasında kalınca yasalar susar” ise, bu elverişli sessizliğin temini için iktidarın bu güne kadar yaptıkları yapacaklarının teminatıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
M.Kemal 2018-01-23 16:44:02

Yusuf beyin anlatımlarına katılıyorum.İnsanlar üzerinde korku dağları yaratıldı.Sabah kimin kapısının zili çalınacak korkusu var.

Avatar
ERDİNÇ AYTAK. 2018-01-23 18:47:31

KONU ORTA DOĞU HER OLAY VE MESELE BUGÜNÜ SORUNU VE MESELESİ DEĞILDIR AMA VAR OLAN SORUNLARIN HAKKINDA HIC BİR BİLGI SAHIBI OLMUYANLAR BUGÜN SORUNUN BAŞ AKTORLERI . BUDA ISI CIKMAZA SOKAN EN BÜYÜK SORUNDUR BUGÜN KONU HAKKINDA FIKİR BEYAN ETMEK VEYA YORUM YAPMAYI ERKEN BULURUM .HER SAAT IKLIMI DEĞİSEN BIR BOLGE FİKİR BEYAN ETMEK İŞİN İCİN OLMADAN ÇOK ZOR ..

Avatar
Resul şankazan 2018-01-23 19:35:16

Yusuf beyin tespiti güzel. Yurtta barış dünyada barıştan savaş savaş diye bağıranların çığlıkları arasında barış ümitleri sönüyor. Emperyalizm yoksul ve iktidarları tarafından çaresizleştirilmış kahraman adaylarını yutuyor.

Avatar
Aşkın Atlı 2018-01-24 01:53:09

Bindirildik bir alamete, nereye gittiğimiz belli aslında meçhule,
güzel yazın ve yorumların için teşekkürler.

Avatar
Memet Karabulut 2018-01-26 10:23:14

" Silahlar arasında kalan yasaların sustuğu " bir zamanda güzel bir yazı olmuş Yusuf bey.