Adaletin kadim rehberi: Bu rehberin aynasında hukukçu olmak

Abone Ol

Merhaba sevgili okuyucular ve takipçilerim


Geçtiğimiz günlerde bir meslektaşımla adliye koridorlarında yürürken, hukukun sadece kupkuru kanun maddelerinden ibaret olmadığını, aslında insanlık onurunu ayakta tutan yaşayan bir organizma olduğunu konuşuyorduk. Bu hafta kadim metinlerde karşımıza çıkan Mişpatim bölümü, tam da bu noktada biz hukukçulara binlerce yıl öncesinden bir ayna tutuyor. Bir avukat olarak masama oturduğumda, önümdeki dosyalar sadece maddi birer gerçekliğin peşindeymiş gibi görünse de, aslında her birinin ruhunda "hakkaniyet" dediğimiz o büyük arayış yatıyor.
İlk kaynak , bizi Sinai Dağı’nın o görkemli ve ruhani zirvesinden alıp aniden hayatın en çıplak gerçeklerine; mülkiyet haklarına, zarar tazminine ve sosyal adaletin kılcal damarlarına indirir. Bu keskin geçiş aslında çok kıymetli bir ders barındırır: Yüksek idealler ancak mahkeme salonlarındaki dürüstlükle, komşunun hakkına gösterilen riayetle ve zayıf olanın korunma biçimiyle hayat bulabilir. Tanrısal adaletin yeryüzündeki yansıması, bizim dilekçelerimize sığdırdığımız doğruluk payı kadardır.
Hukuk pratiğimizin kalbinde yer alan o titiz sorgulama süreci, köklerini kadim bir bilgelikten alır. Bizler bugün bir davanın iskeletini kurarken zaman, mekân ve fail üçgenini titizlikle öreriz. Ancak gerçek adalet, sadece ana başlıkların tutarlılığında değil, ayrıntıdaki o ince sızıda gizlidir. Bir şahidin ifadesindeki ufak bir sapma veya bir delilin üzerindeki ince bir ayrıntı, bazen bir insanın hayatını, bazen de bir toplumun vicdanını kurtarır. Kadim hukuk sistemindeki o meşhur "ayrıntılı inceleme" disiplini, bugün biz avukatların "yalan sözden uzak durma" prensibiyle birleşerek adaletin savunma hattını oluşturur.
Savunma makamı, adaletin terazisindeki o en hassas dengedir. Bir avukatın görevi sadece bir müvekkili temsil etmek değil, sistemin dişlileri arasında kaybolma riski olan hakikati gün yüzüne çıkarmaktır. Mesleğimizin onuru; bazen herkesin sırt çevirdiği birinin savunma hakkını kutsal saymakta, bazen de en güçlü otoriteye karşı en zayıfın yanında sarsılmaz bir kale gibi durmaktadır. Bizler, toplumsal barışın sessiz bekçileriyiz.
Sonuç olarak hukuk, toplumun omurgasıdır. Eğer bu omurga dürüstlükle beslenirse, toplum her türlü fırtınada ayakta kalmayı başarır. Adalet, sadece mahkeme binalarının kapısında soğuk taşlara kazınmış bir kelime değil, her sabah cübbemizi giyerken omuzlarımıza binen o onurlu sorumluluktur. Terazinin hep dengede, zihinlerin ise gerçeği ayırt edecek kadar keskin kalması dileğiyle.


Sevgili okuyucular ve takipçilerim bir sonraki yazıda görüşünceye kadar sağlıkla kalın

{ "vars": { "account": "G-9KFVFXJPJ" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }