Orta Doğu coğrafyasında durulmayan şiddet ortamı ile birlikte Avrupa, iltica krizi yaşıyor. Savaştan ve baskıcı rejimden kaçmak isteyen milyonlarca Orta Doğu vatandaşı Avrupa'ya iltica etmek istiyor.

Avrupa Birliği ülkeleri bu iltica dalgasına karşı güvenlik tedbirleri almak isterken ülkelerine yabancı girişini sınırlamak için adımlar da atıyor.

AB ÜLKELERİ ANLAŞMAYA VARDI
AB ülkelerinin içişleri bakanları dün Lüksemburg’da ortak iltica sisteminde reform yapılması konusunda uzlaşmaya vardı.

Buna göre güvenli görülen ülkelerden gelen düzensiz göçmenlerin AB üyesi ülkenin sınırını geçtikten hemen sonra buralarda kurulacak ve sıkı kontrol edilecek ilk kabul merkezlerinde iltica işleminden geçmesi planlanıyor. Bu kişilerin iltica başvurusunun burada 3 ay içinde incelenmesi, başvuruları kabul edilmeyenlerin ivedilikle ülkelerine gönderilmesi isteniyor.

Uzlaşmada sığınmacıları kabul etmeyen üye ülkelerin her kişi başına, ev sahipliği yapan ülkelere 20 bin avro ödemesi de yer alıyor.

ALMANYA'DAN SESLER YÜKSELDİ
İltica sisteminin sıkılaştırılmasına yönelik alınan bu kararlara karşı Almanya'da polemik ortamı oluştu.

Almanya'da Yeşiller Partili Aile Bakanı Lisa Paus, Lüksemburg’da AB içişleri bakanlarının vardığı uzlaşmayı “çok sorunlu” olarak nitelendirdi.

Paus, Alman hükümetinin müzakerelerde, çocuklu ailelerin AB sınırlarında iltica işleminden geçirilmesinden muaf tutulmasının kabul ettiremediğine dikkati çekerek, “Bu nedenle bulunan uzlaşma benim için çok sorunlu” ifadesini kullandı.

Ayrıca Paus, uzlaşmada Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesine uyulması ve çocukların yararının dikkate alınması gerektiğini vurguladı.

YEŞİLLER PARTİLİ DIŞİŞLERİ BAKANI UZLAŞMAYA DESTEK İSTEDİ
Yeşiller Partili Dışişleri Bakanı Analena Baerbock da partisinin milletvekillerine mektup yazarak uzlaşmaya destek vermeleri çağrısında bulundu.

Baerbock mektubunda, uzlaşmayı onaylama kararını kişisel, Yeşiller Partili ve Dışişleri Bakanı olarak zor verdiğini belirterek ancak uzlaşmanın sığınmacıların mevcut durumunu iyileştireceği için doğru bulduğunu belirtti.

Alman hükümetinin müzakerelerde özellikle aileler için kısıtlamaları mümkün olduğunca düşük tutmak için mücadele ettiğini vurgulayan Baerbock, “Ancak, uzlaşmaya varılmaması, sığınmacıların (AB ülkelerine) dağıtılmaması, savaştan, işkenceden ve en ağır insan hakları ihlallerinden kaçan Suriyeli veya Afgan ailelerin ve çocukların kalıcı ve hiçbir perspektifi olmadan AB'nin dış sınırında sıkışıp kalmaları anlamına gelecekti.” değerlendirmesinde bulundu.

SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNDEN UZLAŞMAYA TEPKİ
Sivil toplum örgütleri de AB’nin iltica sisteminin sertleştirilmesini eleştirdi.

Amnesty International Almanya Genel Sekreteri Markus Beeko, Alman hükümetinin uzlaşmayı bir siyasi başarı olarak kutlamasına tepki göstererek, uzlaşmanın bir başarı değil, insan hakları konusunda tabularının ihlal edilmesi, anayasal yetkinin hiçe sayılması ve koalisyon protokolünde verilen sözlerin yerine getirilmesi anlamına geldiğini vurguladı.

“Pro Asyl” Derneği Sözcüsü Karl Kopp, uzlaşmanın hukuk devletine ve mülteci haklarına bir saldırı olduğunu belirterek, sığınmacıların güvenli olmayan üçüncü ülkelere sınır dışı edilmek üzere sınırdaki işlemler için hapsedildiklerinde bunun insan hakları ve hukukun üstünlüğü ile bir ilgisi olmayacağını söyledi.

Almanya Sınır Tanımayan Doktorlar Derneği Başkan Yardımcısı Parnian Parvanta da AB içişleri bakanlarının aldığı kararın savunmasız insanlar için ağır sonuçlar getireceğini vurgulayarak "Alman hükümetinin onayı bizi dehşete düşürdü." ifadesini kullandı.

Parvanta, ülkelerinden kaçan insanların çektiği acıların Lüksemburg'da varılan anlaşmayla daha da artacağını kaydetti.