Soma maden faciasından kurtulan Ahmet Mutluer, facianın 10. yıl dönümünde Manisa’da düzenlenen “Soma’dan İliç’e Maden Sektöründe İşçi ve Çevre Sağlığı Sempozyumu”nda yaşadıklarını anlattı. Mutluer, "Madencinin kaderi ölüme terk edilmemeli. Yaşarken ölüyoruz. Bir türlü maden kazalarının ve maden ölümlerinin sonuna varamıyoruz. Sermaye, üretim her şeye yol açıyor. Onları durduramıyoruz" dedi.

Cumhuriyet tarihinin en büyük maden felaketlerinden biri olarak bilinen, 13 Mayıs 2014'te Manisa'nın Soma ilçesinde Soma Kömür İşletmeleri AŞ.'ye ait maden ocağında yaşanan 301 maden işçisinin hayatını kaybettiği 162 işçinin yaralandığı facianın üzerinde tam 10 yıl geçti. Facianın yıl dönümünde Manisa'da "Soma'dan İliç'e Maden Sektöründe İşçi ve Çevre Sağlığı Sempozyumu" düzenlendi.

Faciadan kurtulan maden işçilerinden Ahmet Mutluer, yaşadıklarını anlattı. Mutluer, "10'uncu senesinde 301 madenci kardeşimizi rahmetle anıyorum. İş cinayetleri durdurulmalı, madenler daha yaşanacak, daha iyi çalışma şartları altında olmalı ki madenci kardeşlerimiz kaybedilmemeli. Madencinin kaderi ölüme terk edilmemeli" dedi.

"YAŞARKEN ÖLÜYORUZ"

"Bizim kaderimizde bir madencilik vardı" diyen Mutluer, "Bu yaşam alanında kazalar geçirdik, ölümler atlattık. En sonunda 301 kardeşimiz kaybettik. Kendim kazadan kurtuldum, binlerce şükretsem azdır. Ama şu an gerçekten yaşarken ölüyoruz. Bir türlü maden kazalarının ve maden ölümlerinin sonuna varamıyoruz maalesef. Sermaye, üretim baskısı her şeye yol açıyor. Onları durduramıyoruz. Bunların olmaması için elimizden geleni yapıyoruz ama işveren tarafından baskı olduğu zaman her şey ortadan kalkıyor" ifadelerini kullandı.

"ÜRETİM BASKISI YÜZÜNDEN..."

Çalıştığı maden ocağı kapanınca Soma Kömürleri AŞ.'nin işlettiği maden ocağına geçmek zorunda kaldığını ifade eden Mutluer, "Soma Kömürleri'ne geçtik. O madeni öyle farklı bir maden olarak görmüştük ki yani Türkiye'den Almanya'ya gider gibi gelmişti bize. Çünkü emniyet on numaranın üzerindeydi. Çalışma şartları güzeldi, çalıştığımız ortamlar on numara içinde gidiyordu. İlk girdiğim etaplarda böyleydi. İşçi çoğaldıkça, sermaye baskısı çoğaldıkça, üretim baskısı çoğaldıkça normalde çalıştığımız koşullarda ana yollarda yürüdüğümüz yollar yüksek halde olduğu için bu sermaye yüzünden, bu üretim yüzünden, baskılar yüzünden ne emniyet düzeni kaldı, ne emniyetli bir şekilde çalışma koşulları kaldı. Üretim baskısından dolayı baskılı yerler taranmamaya başladı. Üretim sıklaşmaya başladı. Ocağın içerisinde sıcak hava, havasız yerler olmaya başladı. Biz bunları görmeye başladık. Emniyetçilerimize, amirlerimize, mühendislerimize söylediğimiz halde bizi hiçe saydılar" şeklinde konuştu.

"YANIMIZDA TAŞIDIĞIMIZ MASKELERİ AÇMA YETKİMİZ DAHİ YOKTU"

Facia günü ‘Paşa Vardiyası’nda olduğunu ve olay yerine geldiğinde hiçbir şeyden haberi olmadığını aktaran Mutluer, "Kurtulan bir kaç arkadaşımızdan aşağıda bir patlama olduğunu ve tüm işçilerin aşağıda kaldığını öğrendik. Sonra apar topar depolardan maskeler, tahliye ekipleri çıktı. Bir şekilde müdahale etmeye başladık. Ocağın patlayan bölümüne girişler yaklaşık 45 dakika bir saati buldu inip çıkmamız. Olay yerine vardığımızda bandın yandığını ve geçişlerin olmadığını gördük. Getirdiğimiz koli içinde maskeleri ilk defa orada gördüm. Yanımızda taşıdığımız maskeler bize hiç fayda etmedi. Yıllarca yanımızda taşıdık ama açma yetkimiz dahi yoktu. Gerçekler ne ise onu anlatmaya çalışıyorum. Depolardan maskeler verildiğinde bizlere en ufak gaz sızıntısı olduğunda bunu kullanırsın, mecbursun demek yerine bizlere şu maskeyi kullanamazsın, bedeli yoktur. Yevmiyeden kesilir denildi. 301 madenci kazasında kardeşlerimiz maskelerini dahi açmamışlar. Düşünebiliyor musunuz? Koli içindeki maskeleri ilk defa gördüm. Bunlar ne dedik; bunlar tasfiye maskesi. Karbonmonoksit maskeleri diye geçiyor onlardan gördük. Bunlar depolardan mı, başka madenlerden mi geldi onu bilmiyoruz. Yarım saat içinde bu maskeler geldi. Koli koli bu maskeleri arkadaşlarımıza yetiştirmeye çalıştık. Pis hava bölümünde hava temizlendikçe emniyetçiler önde yol açtıkça S panosuna ulaştık. S panosu arkasında bir tane devletten kalan bir baca vardı. Orada beş tane arkadaşımızı sağ salim kurtarmayı başardık. En son oraya sığınmışlar, kurtulmuşlardı. Sonra ilerleme yapıldı S panosuna geldiğimizde toplu ölüm. Toplu ölüm deriz ya hani inanmayız biz görünce şoka girdik" ifadelerini kullandı.

"MADENLERDE İŞ SAĞLIĞI GÜVENLİĞİ EĞİTİMLERİ SIKLAŞTIRILMALI"

Facia sonrası maden ocağında kurtarma ve tahliye çalışmalarında yaşadıklarını aktararak sözlerini sürdüren Mutluer, "Madenlerde iş sağlığı güvenliği eğitimleri sıklaştırılmalı, bilinçlendirilmeli ve sık sık anlatılmalıdır. Çünkü ben birçok şeyi bilseydim, duysaydım. Benim hayatta kalmamın tek sebebi; sağdan, soldan aldığım bilgi, yetenek ve tecrübedir. Biz madenlerde çalışıyoruz ama maalesef biz bunları görmedik. Bana kaç gün eğitim gördün diye sorsalar ben Soma Kömürleri'ne başladığımda sadece 3 gün eğitim aldım. Sağlık ve emniyet üzerine. Başka bir eğitim aldım mı? Hayır. Ben orada iki buçuk sene çalıştım. Bu eğitimler sıklaştırılsa, ayda bir defa da olsa işçilerimiz bilinçlendirilse belki tecrübe kazanacak. Belki bu olaylar yaşandığında hayata tutunabilecek bir dal olacak. Bilgileri olmadığından maalesef kazaların önüne geçemiyoruz. Sermaye her şeyi yaptırıyor. Fazla üretim her şeyi yaptırıyor" dedi.

"MADDENE GİRME SEBEBİM; ÇOLUĞUMA ÇOCUĞUMA BAKABİLMEKTİ"

Madencilik hayatının faciadan sonra bittiğini de belirten Ahmet Mutluer, "Madene girme sebebim erken emeklilik ve çoluğuma çocuğuma bakabilmekti. Yine madene girmek istedim. Günlerim az kalmıştı, doldurmak istiyordum. Bir kaç madene başvurdum olumsuz etkilerle karşılaştım. Onun sebebi ise ben maden kazasından sonra 6 ay psikolojik tedavi gördüm, ilaçlar kullandım. Kullanmak zorundaydım. Bir şekilde atlatıyorduk ama olayın tesiri kesinlikle bu yıla kadar daha hala üzerimizde. İlaçları kullandım, kullanmak zorundaydım. Bazı madenlerde işe giriş evraklarında altı aylık ilaç dökümanı istiyorlar. Bir, iki madene kullandığım ilaçlardan dolayı, bazı madenlere de göz bozukluğumdan dolayı işe giremedim. Sonra dedim ki benim maden hayatım bitti. Bir de benim iki tane evladım var. Oğullarım ‘Baba madene girme’ dediler. Oğlum girmek istiyorum, emekli günüm az kaldı, çalışmak zorundayım. Sonra dediler ki ‘Gitme, istemiyoruz’. Şu anda başka bir iş yerinde hayatımı devam ettiriyorum" ifadelerini kullandı.