Ana Sayfa Gündem 29 Ekim itibarıyla yöneticilerin ayıbı - İsmail Saygılı yazdı...

29 Ekim itibarıyla yöneticilerin ayıbı – İsmail Saygılı yazdı…

1923’te Lozan Antlaşması ile varlığını dünyaya kabul ettiren demokratik laik Cumhuriyet; yurttaş eşitliği ve tam bağımsız olmayı hedeflemişti.

Atatürk’ün söylemiyle; bağımsızlık savaşı ekonomi savaşıyla taçlanamazsa, var olmanın anlamı olmayacaktı. Tıpkı üç kıtaya yayılmış Osmanlı İmparatorluğunun duyunu Umumiye bağımlılığı sonucu yok olmaya mahkum olacaktı.

Bu anlayışla “kurtarıcı” ve “kurucu” irade; üç savaş yorgunu olan yoksul, sakat, yetim ve öksüzlerin alın teriyle üretim ve eğitim seferberliği ilan etti. KİT’ler ile sanayileşmeye, eğitimle çağdaşlaşmaya ve “hakiki efendi” köylü ile tarım ve zirai kalkınmaya önem verdi.

Saltanatın sona erdirilmesiyle reaya olan halk, yurttaş olma onuruna ulaştırıldı. Fikir ve inanç özgürlüğünün yolu açıldı. Kendi diliyle inancını yaşamasıyla; aklın önü açıldı. Laiklik anlayışıyla; ırkı, dini ne olursa olsun, Cumhuriyet yurttaşlığıyla, adalet önünde tam eşitlik sağlandı.

Ne var ki hanedan düzeninde, dini araç ederek imtiyazlar edinmiş olanlar; bu ayrıcalıkları yitirmenin kiniyle Cumhuriyet düşmanlığını sürdürdüler. Hanedan ve saltanat sisteminin geri getirilmesi amacıyla; düşmanın bile yapmadığı kara propaganda ile zihinleri bulandırdılar. Cumhuriyet rejiminin getirdiği hak ve özgürlüklerden yararlanarak, sinsice yıkıcı örgütlemeler gerçekleştirdiler.

Özellikle, Cumhuriyet’in kadının uygar hak ve özgürlüklerini geliştirme amacını engellediler. Medeni dünyada kadınlar ilk kez seçme-seçilme hakkı tanıyan Cumhuriyet kazanımlarına karşı çıktılar. Bireysel özgürlük ilkesini; bağnazlığı sağlayan “tesettür” ile aştılar. Geleneksel Müslüman Türk kadınının başörtüsünü; Katolik örtünmeyi anımsatan “üniforma” şeklinde uyguladılar.

İktidarı ele geçirmek için her şeyi ”mubah” sayan muhteris siyasetçiler; Türkiye’yi “…meczuplar, şeyhler” etkisine soktular. Türkiye’nin “tam bağımsız” ve “yurtta sulh dünyada sulh” ilkesini eğdiler. ABD’nin taaa 1946’larda “hilafeti geri getirin ve Müslüman dünya lideri olun” öğüdünü ciddiye alarak hırsızın ipli hamuruyla yakalanan tavuğa döndüler.

Bunun sonucu Cumhuriyet ilkelerine karşı olan iktidar; “aynı yağmur altına aynı hedefe yürüdükleri” yoldaşları ile “15 Temmuz” kalkışmasına vardı. Ayılır gibi olduysa da, “davasını ve kinini” unutturmadıkları yandaşları ile “Allah’ın lütfu” avantajına çevirdi. Simitçiden odacıya kadar herkesi FETÖCÜ olarak itham edildi. Ama 15 Temmuz’un gerçek ayağının ortaya çıkmaması için TBMM araştırma Komisyonu2nun raporu bile yok edildi.

“TC” rumuzunu resmi tabelalardan kaldıran, 29 ekim Cumhuriyet Bayramını ihtiyari gün haline getiren, “ne mutlu Türküm (Türkiye yurttaşıyım)” demeyi yasaklayan vb. tavırlara rağmen; halkın 2019 Cumhuriyet Bayramı coşkusu karşısında geri adım atmak zorunda kaldılar. ”Atatürklü bayrakların dağıtılması yasaklanmak” için valiliklere gönderilen talimat çöpe atılmış oldu.

CUMHURİYET’İ YIKMAK İÇİN LOZAN’I KÖTÜLE SONRA DA KUTLA

Cumhurbaşkanlığı yerine AKP Genel Başkanlığını önemseyen Recep T. Erdoğan; İskilipli Atıf ve Şeyh Sait hesabı sorarak Cumhuriyet’ (dolaylı olarak Atatürk’e) yüklenirken; “hendekler” gerekçesiyle şehirlerin yıkılması ve “Hocaefendi” gerçeğiyle yüzleşti. Buna rağmen “CeHaPe” popülizminden vaz geçmedi.

Nitekim TRT World Forum’da; Cumhuriyet’in 96. Yılında Lozan antlaşmasını eleştirdi:

“…Lozan’da varılan mutabakat, kabul edebileceklerimizin asgarisini oluşturuyordu” dedi. Ayrıca; Kocaeli’nde de 27 Ocak 2018’de; “Kılıçdaroğlu’na sorsan; Lozan’da kazandığımızı söyler. Sizin partinizin başında olanlar verdi. Şimdi Lozan da dahil olmak üzere dosyaları hazırlıyorum; millete anlatacağım. Kim, nerede neyi vermiş göreceğiz…” dedi.

Birinci Dünya Savaşını 30 Ekim 1918’de imzaladığı Mondros Mütarekesi ile teslim olmuştu. Galip devletler, Çanakkale’de başaramadıklarını gerçekleştirip İstanbul’a yerleşmişti; 18 Ocak 1920’deki gizli oturumda “Misak-ı Milli” kararı alan Meclis-i Mebusanı dağıtmıştı. Bu yüzden Mustafa Kemal; Amasya’da “tamimi” ile Misak-ı Millîye sahip çıkmış; Milli Mücadele’yi başlatmıştı. Hem “Yedi düvel” ve hem de Aznavur komutasındaki “Hilafet Ordusu” karşısında Anadolu kurtuluşunu gerçekleştirip; Osmanlı Sarayı’nın imzalamış olduğu teslimiyet belgesini yırtıp atmış. Lozan’daki barış masasında Türkiye Cumhuriyeti’ni kabul ettirmişti.

Recep T. Erdoğan’ın partisinin oylarını arttırmak amacıyla, dini istismar ettiği gibi, Lozan’ı da istismara kalktı. O nedenle dünyada “mazlum milletlerin özgürlük meşalesi” olarak kabul ettiği tarihi gerçeği küçümsedi.

Türk Ulusunun “ata” bildiği Atatürk’e karşın, özellikle Sultan Abdülhamit’i atası olarak ifade etmişti. Fakat o atasının kaybettiklerini Lozan’a atfetti.

Örneğin tarihte ”oniki ada” adı diye bilinen adalar (……) İtalya’nın 1811-8112 savaşı ile Trablusgarp’ı işgalinden sonra 29 Eylül1913 tarihinde imzalanan İstanbul Antlaşması ile İtalya’ya bırakılmıştı. İtalya, 1915’de ilhak etti. Lozan’da da bizim olmayan bu 12 ada, Yunanistan’a verildi.

İstanbul antlaşması ile yalnız 12 ada değil; Batı Trakya da Bulgaristan’a verilmiş; Meriç ırmağı sınır kabul edilmişti. Birinci dünya savaşı galipleri, Batı Trakya’yı Bulgarlardan alıp savaş sırasında işgal etmiş olan Yunanlılara verdi.

Kıbrıs ise; taaa 1878’de İngiltere tarafından işgal edilmiş; 1914’de de ilhak etmişti.

Bunlar mı Misak-ı Milli içindeymiş?

Misak-ı Milli içinde olan Batum ise, Osmanlı döneminde Kızıl Ordu tarafından işgal edilmişti. Çarlık Rusya’nın yerini alan SSCB ile TBMM’nin Ali Fuat Cebesoy eliyle 16 Mart 1921’de imzaladığı Moskova Antlaşması ile Gürcistan’a bırakıldı; bugünkü sınırımız kabul edildi.

Lozan’da galip devletlerin kabule yanaşmadığı; Misak-ı Milli içindeki iki konu; çoklu görüşmelerle değil, ikili görüşmelerle hal edilmesi kararlaştırıldı. Birisi Hatay ile Musul ve ikincisi Boğazlar sorunuydu.

Boğazlar, Lozan’dan sonra bugünkü statüye kavuşturuldu. Hatay; Fransa mandasında özerk bir bölge iken; Milletler Cemiyeti kararı gereği yapılan plebisit\referandum ile 1937’de Türkiye’ye ilhak edilmiş oldu.

Lozan Antlaşması’nın ek 3. Maddesi gereğince dokuz ay içinde Türkiye ile İngiltere arasındaki ikili görüşmelerle hal edilemedi. İngiltere, konuyu Milletler Cemiyeti’ne taşıdı. Sorunun plebisit ile çözülmesi kararlaştırıldı. Referandum sürecinin başlamasıyla birlikte, İngiltere organizasyonuya 1924-1925’de Şeyh Sait ayaklanması başladı. Türkiye içişleriyle boğuşurken, İngiliz liralarıyla referandum, İngiltere lehine sonuçlandı.

Türkiye Cumhurbaşkanı’nın “kabul edebileceklerimizin asgarisi” dediği bunlardır

Ama ne yazık ki kendi döneminde, Lozan Antlaşması ekindeki haritada belirtilerek Türkiye’ye bırakılan 200 adacık ile bir kayalık; Yunanistan’ın işgaline terkedildi. Ama Türkiye; BOP gereği olarak “Şam Camiinde Cuma namazı” peşindedir!

2002’den beri sürdürülen dezenformasyona rağmen Türk Halkı, 29 Ekim 2019’da Cumhuriyet Bayramını, 1923’ü coşkusuyla kutluyor.

Kutlu olsun.

DEVLETİN ELEKTRİK SOYGUNU

Cumhuriyet kazanımı ve Türkiye ekonomisinin bel kemiği olan KİT’ler, haraç mezat satıldı. Çapsız siyasetçiler, “daha verimli olacak” sloganıyla sadece günü kurtardılar.

Süreç; bunun doğru olmadığını gösterdi. Çünkü bırakın daha verimli olmaları, satın alanlarca fabrikalar kapatıldı. Arsaları AVM veya REZİDANS yapıldı. İşsizlik oranını yükseltti. Bir tarım ambarı olan Anadolu’da köylü; samanı bile ithal eder oldu!

Özelleştirme ve satma furyası içinde; Türkiye Elektrik Kurumu da önce parçalara bölündü. Parça parça satıldı.

Özel sektör daha fazla elektrik üretecekti. Bütün şebekeler yenilenecekti.

Uygulama, devletin malı olarak istihdama katkı yapan, üretim mal ve hizmetleriyle KİT’lerin halka ne denli yararlı oldukları ortaya çıktı. Özel sektör sahipliğinde ise, var olan varlık, hizmet ve malların daha çoğalması yerine; nasıl kişilere köşe döndürme aracı yapıldığı görülmeye başladı.

Örneğin Türk Telekom, kar eden bir kurum iken özelleştirildi. Özelleştirmeyi sağlayan partinin mensupları, astronomik maaşlarla özel şirkete yerleştirildi. Satın alan Lübnanlı, özelleştirme bedelini devlet bankalarından aldığı krediyle ödemişti. Yıllarca kar ettikten sonra, kredi borcunu da bırakarak kaçtı. Özelleştirmeyi yapan hükümetten ses seda çıkmadı.

Neden olabilirdi?

Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) de özelleştirildi.

Kaçak kullanımlar yaygınlaştı. Bir metre dahi yenileme yapılmadı. Elektrik üretecek barajlar, santrallar inşa edilmedi. Rekabetçi serbest piyasa gereği birim fiyatları ucuzlamadı. Tersine; enerji ithalatı başladı. Birim fiyatları uçmaya başladı.

Üstelik özelleştirme yapılırken birim fiyatı içinde olan “kayıp-kaçak” ile “açma-kapama” bedelleri alınmaya; başlandı

Nedenleri neydi?

Özelleştirme yapan hükümetin yakınları astronomik maaşlarla yerleştiler.

Kimi yöneticiler, gizli ortak oldular.

KİT’lerin yönetim kurullarına atananlar yüzünden zarar ettikleri, çiftlik haline geldikleri öne sürülmüştü. Fakat özelleştirme sonunda yeni çiftlikler yaratıldı. Çünkü bu çitlikler, özelleştirme gerçekleştirenlerin kullanımınaydı!

Halkı sömüren ve yandaşlara köşe döndüren bu keyfi uygulamalara, nihayet adalet “dur” dedi: Üç yıl önce bir yurttaşın şikayeti üzerine Adana’daki mahkeme; “elektrik faturalarında kayıp kaçak, maliyet unsuru değildir” kararını verdi. Yargıtay tarafından da onandı bu karar.

Buna göre “kayıp kaçak” adı altında tahsil olunan miktarların vatandaşlara geri ödenmesi zorunlu oldu.

Ne yazık ki hükümet, hemen müdahale etti. İktidar partisi hemen bir yasa teklifi götürdü TBMM’e. Kendi çoğunluğuyla kabul ettirdi. Elektrik faturalarında “kayıp kaçak” adıyla haksız tahsilata devam edilmesini sağladı.

Hükümet için önemli olan yandaşların kazançlarıma kazanç katmalarıdır. Bunun içindir ki enflasyonu 9.6 olarak açıkladıkları. Ama elektriği kesme bağlama anlamındaki açma kapama bedeli, 27 liradan 48 liraya yükseltti; %98 zam yaptı.

Oy veren vatandaşların keriz, hükümet partisinin yandaşı şirket korunmaya layık olması; kanun zoruyla kesinleştirildi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

HABERLER

Morales: ‘Evo diktatörlüğü’ dediler, şimdi Bolivya’nın yaşadığı şey diktatörlük

Latin Amerika kaynaklı teleSUR’a konuşan Evo Morales ‘halk bu diktatörlüğe büyük bir cesaret, güç ve enerji ile direnecek’ dedi.

Orman yangınlarının nedeni eşcinsel evlilikler ve kürtajmış…

Avustralyalı ünlü rugby oyuncusu Israel Folau, ülkeyi vuran aşırı sıcaklar, orman yangınları ve kuraklığın sebebi olarak eş cinsel evliliklerin ve kürtajın yasallaşmasını gösterdi...

AKP’li çiftin tek ifşası mevlid değilmiş: Bakan müşaviriyken saltanat düğünü

Ancak Ahmet Emin Söylemez ve Büşra Nur Çalar'ın tek ifşası 'bebek mevlidi' değil.

Kahvehaneye silahlı saldırı: 11 yaralı var

Edirne'de kahvehanenin önünde oturanlara bir grup tarafından rastgele ateş açılması sonucu 11 kişi yaralandı.

Taksim Meydanı’nda liselilere polis şiddeti

Taksim Meydanı'nda "Rabia Naz İçin Adalet" diyen Devrimci Liseliler üyesi 3 liseli yerlerde sürüklenerek gözaltına alındı.