İlkokula gidiyordum. Üç katlı bahçeli bir evin ikinci katında oturuyorduk.  Okulun bitmesi ve eve gelmeyi heyecanla beklerdim. Eve gelip kapıdan içeri girdimi daha kapıdan annemin hazırladığı yemeklerin kokusu gelirdi. Öylesine hızlı yemek yerdik ki sanki sokaktaki oyun kaçacaktı. On dört çocuktuk hepimiz okuldan geldik mi, evin avlusunda toparlanırdık. Bir sürü oyunumuz vardı yedi kiremit, yakan top, istop, misket vs. vs. hiç oyun bulmakta sıkıntı yaşamazdık. Antalya’da büyüyenler ya da Antalyalı olanlar bilir. Hemen hemen her yerde meyve ağaçları olurdu. Neredeyse her evin bahçesinde en az üç meyve ağacı olurdu. En favori meyve ağaçları ise portakal, mandalina şimdilerin yenidünya dediği bizimse muşmula diye adlandırdığımız ağaçlar. Biz çocuklar hiçbir şey yapmazsak o zaman arka bahçede ağaçlara tırmanırdık. Annelerimiz balkondan ya da avludan güçlü bir sesle “Çıkmayın düşeceksiniz.” diye her gün bağırarak ünlerdi ( seslenirdi)  Topraktan pastalar yapardık. Mahalle aralarından geçen arıklarda ya çimerdik ya da gemi yapar gemilerimiz yarıştırırdık. İsim, şehir, hayvan oynar en çok bilen en zeki seçilirdi. Gerçi solo test gibi bir oyunumuz da vardı oda ancak zekâ seviyemizi beyinsiz, geri zekâlı, aptal diye adlandırsa da çok eğlenen, eğlence için üretebilen çocuklardık. Tabi ki birde mahallenin teyzeleri vardı salçalı, vişne reçelli ekmekler dağıtırdı. Hiç farkında olmadan biz çocuk gibi yaşamayı bildik. Üzülürdük, sevinirdik ama bunlar hep beraber yapardık. Bunca şeyi yaptıktan sonra nasıl oluyorsa okuldan, sokaktan kalan vakitle akşam bütün aile yemek yerdik. Yemeğin ardından meyvemiz gelirdi ve biz meyvelerimizi yerken yarının derslerine çalışırdık. Hiçbir zaman sınav ya da ödev şikâyeti alan velilerimiz ve bu şikâyetten ötürü yarış atı gibi koşturulan bir çocukluğumuz olmadı. Gerçi o zamanlar da Teog diye bir derdimiz de hiç olmadı.
Değişen neydi bilmiyorum ama şimdilerde bütün gün okula giden çocuklarımız has bel kader saat beş dolaylarında okuldan, etütten kalan zamanlarda evlerine varabiliyorlar. O saatten sonrada hava karardığı için sokaklarla yolları kesişemiyor. Kesişecek vakitleri olsa da artık sokaklarda oyun oynayan çocuklar yok.  Anne, babalar çalıştıkları için o saatte evde olamıyor. Ve şanslıysa çocuklarımız yedi sekiz dolaylarında ailecek sofra başında bulaşa biliyorlar. Yemekten sonra arta kalan bir saat içinde harala gürele dersler, sınavlar, ödevler derken bir de bakmışsın uyku saati gelmiş. Çocuklar yatağa. Evde olan anne ve babalarımız da çok farklı değil diyebilirim bu arada istisnalar kaideyi bozmaz. Sabahın yedisinde güne başlayıp okula ve ardından etüde giden bir çocuk akşam altı dolaylarında eve gelince beynen ve bedenen tükenmiş oluyor. O saatten sonra çocuğun rahatlayıp kendisine gelmesi gerekirken. Maalesef karnı doyar doymaz tekrar ders, ödev sınav dayatmasında bir yaşamları var.
Nasıl olur? Nasıl olmalı? Bilmiyorum ama bildiğim tek bir şey var makineleşmiş ruhsuz ve git gide vicdansız çocuklar meydana geliyor. Onların için en iyisini yaptığımızı sanırken belki de anne baba olarak en kötüsünü yapıyoruz.
Her geçen gün kalitesizleştirilen eğitim ve müfredat biz anne babaları farklı yerlerden farklı arayışlar içinde. Nasıl daha iyi eğitim aldırırız? Derdine düşürüyor. Farkında olmadan da son on yıldır çalınan bir çocukluğu ortaya çıkarıyoruz. Anne ve babalar çocuklardan daha hırslı bir hal aldılar. Neden bu hale geldik deyip sistemi sorgulayıp, sistemdeki hatayı düzelmek yerine çocuklara gereğinden fazla bir angaryayı yükleme derdindeler. Sürekli ödev, sınav yarışına girmiş anne babalar sanırsın ki okula çocuk değil anne baba gidiyor. “Berke Can 85 almış, sen 100 almalısın.” hırsında kurban edilen bir çocuklukla karşı karşıyalar.
Bu gün geldiğimiz noktada biz anne ve babaların belki de fark etmesi gereken en önemli şey portakal bahçesinden çalınıp oda hapsine sürgün edilen çocukluklarımızın farkına varıp. Yok, olup giden çocuklarımıza sahip çıkıp, çocukluklarını çalmak yerine onlara çocuk olduklarını hissettirmek.
Esen kalın…
 Feray ATALAY

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner46

banner50