Bir restoran hayal edin bütün zenginlerin gittiği,anlı  şanlı ünlü bir restoran, her şeyin yaldızlı, en lüksünde olan bir restoran ve sizin masanıza baş aşçı elinde kenarları altın yaldızlı bir tabakla geliyor. Tabağın içini görmüyorsunuz. Aşçı anlatmaya başlıyor…

“Efendim sizin için, Edirne ilimizin en nadide en güzel otlarından beslenerek sağılan sütlerimizden yapılan yoğurtlarımız eşliğinde İstanbul Çengelköy’den gelen salatalıklarımızdan yaptığımız turşunun yanında  Korkuteli'nin gezen ineklerinin etiyle birlikte pişirilmiş  bonfile ve yanında Balıkesir’in sarımsaklı bulgur pilavını sunmaktan onur ve gurur duyarım.”diyor. ( Tabağın ortasında toplam 100 gram yemek var.)
Büyük bir özenle masanıza koyup afiyet olsun diyor. Yemeği büyük zevkle yiyor ve kalkarken garson sizden 500 TL istedi ve  bu hesabı ödüyorsunuz. İsterseniz ödemeyin yediniz bir kere.  Sonra eve doğru yol alırken birden karnınızdan gelen gurultu ve hala karnınız aç. İşte tam aç olduğunuzu anladığınız an varya, o ana 2016 yılında post-truth adı kondu.  Oxford Dictionaries, İngilizce’de 2016 yılının kelimesi olarak ‘post-truth’u seçti. ‘Post-truth’ bir sıfat olarak, ‘nesnel hakikatlerin belirli bir konu üzerinde kamuoyunu belirlemede duygulardan ve kişisel kanaatlerden daha az etkili olması durumu’ şeklinde tanımlanıyor. Türkçe’ye ‘gerçek-ötesi’, ‘gerçek-sonrası‘ ya da ‘post-olgusal’ şeklinde çevirmek mümkün.

Bir fanus düşünün içinde küçük, sevimli bir Japon balığı salına salına yüzüyor. Siz dışarıdan ona baktığınızda fanusun içinde yüzen sevimli balık olarak görüyor  ve okyanusun içinde değil küçük bir fanusun içinde olduğu gerçeği ile karşı karşıyasınız.  O sevimli Japon balığı ise su ve fanusun içinde optik etkiden kaynaklı ters düz edilmiş suyu gerçek dünyası sanarak kendi okyanusunun içinde salına salına yüzüyor. Peki biz hangi fanusun içinde salınmaktayız?  

Bir ay önce medya al aşağı Rezza ,ver yukarı Rezza derken bir adam çıktı dedi ki “Kudüs başkent”. Bir başka adam çıktı “Olur mu öyle şey hadsiz asarım, keserim, küserim” dedi. Bir baktık ki colalar idam edildi, tuvaletlere döküldü. Bir Cuma namazı arkası bağırdık çağırdık rahatladık. Hop gündem değişti sonra gel zaman git zaman bizim fanus bir ters düz edildi. Sonra ne mi oldu? Her zaman olan oldu. Başladık tekrar salına salına yüzmeye. Şimdi birileri, bir başka birilerine karşı olan davalarından vazgeçti. Algı başka yöne çekiliyor. Biraz alıksal biraz algısal salınmaya devam. İngiltere 2016 yılında derki “Post-truth” ben de derim ki hesap 500 TL. Yedin artık istersen ödeme.

Post-truth bunun politik karşılığı:  Aktif elitlerin onlara 'laf' sattığına isyan eden grubun karşı aksiyon yani 'aç kaldık' demesi üzerine kurulu. Buradan şu mantığı zorluyorum trump v.s de gerçek değil ve onlar da gerçeği manupule etmeye çalışıyor ama kullandıkları argüman elitler sizi kandırdı... Yani trump ve diğerleri aslında son postmodernler olabilir.

Tabi bu yazıyı okurken sanmayın ki halk uyandı zira “Post-truth” bir nevi uyanış. Ama benim güzel ülkem insanın, bulunduğu fanustan çıkıp da okyanusun var olduğunu anlama ihtimali yok gibi.  Yalanlar, yalanlar o kadar arttı ki! Yalan yalanlıktan çıktı tam bir kaos ortamına dönüştü. Gerçekle yalan arasında mercek etkisini yaşıyor ve yalanlarımızla kurulu düzen içersinde salına salına yüzüyoruz.
İyi seyirler…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner46

banner50